Berlin duvarı yıkılmadan hemen 3 yıl öncesini anlatan Des Leben der Andersen ( Başkalarının Hayatı) filminden bir kısım;
"1977'de ülkemiz intihar edenleri saymayı bıraktı. İntihar edenler değil "Kendini öldürenler" diye adlandırdılar onları. Oysa ki bu eylemin cinayetle hiç alakası yok. Bu ne kana susamışlık ne de tutkudur, sadece ölümdür. Bütün ümitlerin ölmesidir.."
Simeranya'da yalan tamamiyle lüzumsuz bir hale gelmiştir; anlaşılmıştır ki bu, tabiatın ve hayatın içindeki zıtlıkları barıştıramayan insanın bir görünüş âhengi yaratmak için kutuplardan birini örtmek ihtiyacıdır. Bu zıtlıklar ortadan kalkar veya uzaklaştırılırsa yalana lüzum kalmaz. Yani prensibinde kutuplaşma bulunan olmak dramına karşı aciz insanın elindeki geçici silah, yalandır.
İş hayatından daha büyük mektep, tecrübeden daha büyük ders, ihtiyaçtan daha büyük mürebbi, tecessüsten daha büyük öğretmen, muvaffakiyetten daha büyük diploma olur mu?