Suç ve Ceza’yı okuduktan sonra ilk kez, yeteneğim hakkında derin bir kuşku duydum. Ciddi olarak, bu işten vazgeçme olasılığını ölçüp tarttım. Her zaman yaratımın bir diyalog olduğuna inandım. Ama kimle? Saldırının eleştiri yönteminin yerine geçtiği, ilkesi vasat bir kötülük olan edebiyat topluluğumuzla mı? Kısaca toplumla mı? Halk bizi okumuyor, burjuva sınıfı, yılda modada olan iki kitabı ve gazeteleri okuyor. Aslında günümüzün yaratıcısı ancak, yakasını bırakmayan sınırsız bir yaratım tarafından yutulan yalnız bir peygamber olabilir. Bu yaratıcı ben miyim? Buna inandım. Yaratıcı olabileceğime kesinlikle inandım. Bugün bundan kuşku duyuyorum ve beni mutluyken mutsuz kılan bu ardı arkası kesilmeyen çabayı, bu boş çileyi, beni ne olduğunu bilmediğim bir şeye yönelterek gerginleştiren bu çağrıyı reddetmenin güçlü eğilimini hissediyorum. Tiyatro yapacağım, kaygı duymadan rastgele tiyatro oyunları yazacağım, belki özgür olacağım. Saygın ya da namuslu bir sanatla ne işim var? Ayrıca, düşlediğim bu şeyi yapabilecek miyim? Ya yeteneğim yoksa düşlemek neye yarar? Kendimi bundan da koparmalı ve hiçbir şeyi kabul etmemeliyim! Benden daha büyük olan başkaları bunu yaptı."
Tolstoy Axinia'dan (köylü kadın) gayrımeşru bir çocuk sahibi oldu.
Turgenyev uyuklayan Tolstoy'a Babalar ve Oğullar'ı okuyor.
Kontes: "Halkıyla beni tiksindiriyor" (kontes Savaş ve Barış'ı 7 kez temize çekti).
Tolstoy: "Çok sert eleştiriler canımı sıkıyor."
"Delilik, bencilliktir."
Shakespeare, "Tiksinti uyandıran bir şey, enayi tuzağıdır."
Tolstoy ;Toplumun geçici çıkarlarını yansıtıan siyasal edebiyat önemlidir ve halkın gelişimi için gerekli olabilir; sonsuzluga yönelik kayıtlara yer veren. tüm insanlıgın paylaştığı ve halkın gönlünde değer taşıyan yaratımları içeren bir başka edebiyat da vardır, bu edebiyat hangi halktan, hangi dönemden olursa olsun bütün insanlara hitap eden bir edebiyattır, bu edebiyat olmadan hiçbir güçlü ve diri bir toplum gelişememiştir.
Rüzgar mavi havayı karıştırıyor, açık denizdeki havayı emiyor, küçük ve taze çiçeklerle kaplı tepeden yayılan kokularla harmanlıyor ve çevremizde, hava ve ışıktan dokunmuş mavi çarşaftan durmaksızın şiddetle çırpıyor. Rüzgardan korunmak için tapınağın dibi ne oturuyorum, o anda ışık, bir tür kıpırtısız fışkırmayla daha an bir hal alıyor. Uzakta adalar beliriyor Tek bir kuş bile yok. Deniz ufka dek hafifçe köpükleniyor. Kusursuz an.