İnsanın canlı türleri arasındaki yerine farklı bir bakış açısı sunan bu bilimkurgu türündeki roman son zamanlarda okuduğum en akıcı kitaplardan biri. Uzak bir gelecekte bilimsel amaçlarla yapılan bir keşif sonucunda maymunların hükmettiği, insanlarınsa yabani bir hayvandan farkının olmadığı bir gezegene düşen kahramanın esaret süreci ve bu gezegende kendini kanıtlama çabası romanın ana eksenini oluşturuyor. Yazar İkinci Dünya Savaşı'nda iki yıl esir düşmüş bir casus olduğundan tutsak bir adamın korku ve kaygılarını yansıtmada oldukça başarılı. Ama romanın asıl vurucu noktası bu değil.
Kitap maymunların hakimiyeti üzerinden insanın diğer türlere tepeden bakmasına ve narsistliğine önemli bir eleştiri getiriyor. Esir düşen Ulysse, dehşet içerisinde insanların katledilmesini, hayvanat bahçelerine kapatılıp sergilenmesini, bir canlı değil bir nesne muamelesi görmesini, üzerlerinde deneyler yapılmasını izliyor. Dünyada insan ırkının hayvanlara yaptığı tüm bu eylemler Soror gezegeninde maymunlar tarafından insanlara yapılınca Ulysse için kabul edilemez ve korkunç bulunuyor. İnsanın ikiyüzlülüğüne ve empati yoksunluğuna harika bir örnek bu roman. Aynı zamanda insanın yumuşak karnı olan doğanın özel ve hükmeden varlığı olduğu inancına da ciddi bir darbe. Bu açıdan beni aşırı eğlendiren iki bölüm var: Biri Ulysse'i her açıdan destekleyen ve aralarında bir çeşit aşkın bulunduğu şempanze Zira ile öpüşecekleri sırada Zira'nın benim için fazlasıyla çirkinsin demesi. İkincisiyse finaldeki o harika bölüm: "Aklını kullanabilen insanlar mı? Hayır, bu mümkün değil; bu noktada yazar ne yazık ki maksadını aşıyor." Pierre Boulle de insanın diğer türlerin karşısındaki üstenci tavrına ayna tutarak birçoklarına göre maksadını aşmış olabilir ama ben bundan çok hoşnutum. İnsanın doğaya ve