Daha önce Usta ile Margarita'sını okuduğum Bulgakov'un Köpek Kalbi de muhteşemdi. İnanılmaz akıcı bir anlatım ve harika bir sembolizm. Bulgakov sadece Sovyet rejimini değil başlı başına insanı da hicvediyor. Çünkü acı çektiğimiz, içinden çıkamadığımız, eleştirdiğimiz sistemlerin hepsi insan ürünü. Başlangıçta anlam yüklediğimiz değerli kavramlarla çıkılan yolda bir şeyler yozlaşıyor, insan yozlaşıyor ve Şarikov gibi bir hayal kırıklığıyla karşı karşıya kalabiliyoruz.
Sokakta yaralı halde bulduğu köpeği evine alan Profesör'ün Frankensteinvari planları vardır. Bir tıp doktoru olan yazar köpeğe insan testisi ve hipofiz bezi aktarıldığı ameliyat bölümünü çok başarılı biçimde kaleme almış. Profesör Filip Filipoviç sıklıkla Lenin'e benzetilmiş. Yaşam biçimi ve düşünceleri düşünüldüğünde daha çok Rusya'daki elit kesimi simgelediği kanaatindeyim. Şarik ile sokakta karşılaştığı bölümde Profesör proleterlerden nefret ettiğini söylüyor, tıpkı tam bir elit gibi. Sistem eleştirisi daha çok Profesör'ün ağzından aktarılıyor. Bir köpekten insana dönüşen, ahlaksız ve korkunç davranışlarıyla karşılaştığımız Şarikov'sa proleterleri temsil ediyor. Öyle bir sistem ki yeterince sadıksanız bürokraside yer edinmeniz için köpekten insana dönüşmeniz veya ahlaki açıdan berbat bir kimse olmanız önemli değil. Nitekim Şarikov kendisine devlet kademesinde bir iş buluyor hemen. Bu eleştirilere sadece Sovyet eleştirisi gözüyle bakmamak lazım. Sınıflar arası uçurumların asla kırılmadığı ve kapalı bir yönetimin olduğu tüm sistemlere uyuyor Bulgakov'un hicivleri.
Bulgakov'un en sevdiğim tarafı ironisi. Sokak köpeğinin Profesör'e bakış şekli, Profesör'ün kurtarıcı ve ilah olarak anlatılması... Tasma takıldığında utanması ama karnının tokluğu karşılığında özgürlüğü feda etmesi: "Hayır, nereye gidebilirim