Kene, kurbağa gibi insan dışı pek çok varlığa benzetilen bir antikahramanın sürükleyici hikayesi. Yazar kahramanla empati kuramamamız için özellikle uğraşmış. Kitabın en ilginç özelliği çok farklı okur tipleri tarafından okunabilir bir kitap olması. Basit bir cinayet hikayesi okuma beklentisinde olan bir okura hitap edebilir. Aynı zamanda modernizm, aydınlanma, varoluşçuluk, birey-toplum çatışması gibi ağır konular üzerine inşa edilmiş olmasıyla bunlar üzerine birikimi olan bir okur tarafından da beğeniyle okunabilir. Grenouille'un kendi kimliğini yaratma çabası, inzivada geçirdiği yedi yıl, dünyaya geliş şekli, diğerleri gibi bir insan kokusuna sahip olmadığı için önemsenmemesi ve toplum dışına itilmesi karakteri varoluşçu yapan unsurlar. Özellikle idam sahnesinde geçen şu ifadeler bu açıdan çok etkileyici: "Bir kere, sadece bir kere kendi gerçek benliğiyle anlaşılıp başka bir insandan kendi tek gerçek duygusuna, nefretine bir yanıt almak istiyordu." Yine başka bir bölümde bir cinayet sonrasında geçen "Sana teşekkür ederim Jean-Baptiste Grenouille, böyle olduğun, nasılsan öyle olduğun için." ifadesi de bahsettiğim şeye örnek olabilir.
Empati kurmanın zor olduğu bir karakter demiştim ama özellikle son bölümlerde ruh hali çok anlaşılabilir bir durum alıyor.
İşlediği cinayetler de mide bulandırıcı, korkunç detaylarla değil çok sanatsal anlatılıyor. Bu, benim sevdiğim bir nokta oldu. Zaten kitap boyunca iğrenç, grotesk havayı yaratan sadece Grenouille ve diğer insanlar. Son bölümlerde Grenouille'ün eylemlerinden çok toplumun ikiyüzlülüğü, ahlaksızlığı üzerinde durulmuş zaten özellikle. Toplumun bir katile sevgi gösterilerinde bulunacak kadar kendinden geçmesi, kitlesel histerisi genelde dünya tarihi, özelde Alman bir yazar düşünüldüğünde bazı şeyler