Jung ilgimi çeken bir insan olduğundan hayat hikayesini ve ister bilimsel ister mistik çıkarımlarına nasıl ulaştığı meselesini merak ediyordum. Bu kitap öne sürdüğü kolektif bilinçdışını, Tanrı kavramını, arketiplere, imgelere ve düşlere dair düşüncelerini kavramamda oldukça yardımcı oldu. Bu alanda çalışan birinin kendi iç dünyasını da bu kadar ayrıntılı irdeliyor olması da çok ilgi çekiciydi.
Otobiyografisinde kronolojik bir sırayla ailesi ve aile bireylerinin kişilik yapısı, çocukluğu, eğitim hayatı, meslek seçimi, Freud'la tanışması ve fikir ayrılıklarıyla beraber kendi çalışmalarına yönelmesi, evi, hastalarına yaklaşımı, yaptığı geziler gibi başlıklar altında yaşadığı olayların hem kişiliği hem çalışmaları üzerindeki etkisini bize aktarıyor.
Tanrı ve Faust'la ilgili düşüncelerini zevkle okudum. Özellikle Faust'u okuduğunda "Sonunda şeytanı ciddiye alan birini buldum." yorumu gülümsetiyor. Tanrı ve paranormal olaylarla ilgili Freud'la ayrı düşmesini çok daha iyi anladım. Rasyonel biri olarak Freud bir inanç sistemine ihtiyaç duymuyor ama Jung'a göre bir dogmaya duyduğu ihtiyaç onu 'cinsellik' fikrine saplantılı hale getiriyor. Jung, Freud'un keşiflerini çok değerli buluyor, sadece insanı saldırganlık ve cinsellikle açıklayacak mekaniklikte görmüyor. Freud'un bakış açısının sebeplerini anlayabildiğim gibi Jung'un sezgi, kolektif bilinçdışı, arketipler gibi kavramlara yönelmesini de onun kişiliğini böyle gözler önüne serdiği bir kitaptan sonra daha iyi anlıyorum. İkisi de çok şey borçlu olduğumuz iki insan.
Psikiyatrik çalışmalar bölümünde "Ruhsal hastalığı olan birinin içinde gerçekte neler oluyor?" sorusunun çalışmalarına yön vermesini, her hastayı kendine özgü hikayesi ve şartları altında ele almasını ve psikozların onu nasıl mitoloji öğrenmeye yönelttiğini