"Gazi, Dikmen sırtlarında dinleniyor. 12 Şubat 1921.”
Gözlerimin hizasına asılmış fotoğrafın altında böyle yazıyordu: Gazi dinleniyor… Ama dinlenmiyordu. Atatürk’ün yüzlerce fotoğrafını görmüştüm. Bu fotoğrafta, dinlenen bir adam yoktu. Böyle bir adam görmüyordum. Ben bu fotoğrafta, bizden bıktığı için gözlerini kapatan birini görüyordum. Hepimizden, her şeyden bıktığı için bize bakmaktan vazgeçmiş birini görüyordum. Kurtarmak istediği insanların gerçekte bir sahtekarlar sürüsü olduğunu, onca çabasının hiçbir şeye değmeyeceğini düşünen bir adam görüyordum. Her şeyi bırakmak, her şeyden vazgeçmek, her şeyi siktir etmek isteyen bir adam. Hatta belki de hayatında ilk kez ölmeyi düşünen bir adam. Ölüp yok olmayı, kara karışmayı. Ölerek donmayı ya da donarak ölmeyi bekleyen bir adam görüyordum. Fark etmez, diye düşünen bir adam. Hiç fark etmez. Tek bir insan sesi daha duymak istemeyen, tek bir insan yüzüne daha katlanacak gücü olmayan bir adam. Bu yüzden kapalıydı gözleri. Üşüdüğünden değil, duymamak için örtmüştü kulaklarını. Evet, kesinlikle böyle olmalıydı. Gözlerimi ve kulaklarımı kapadım, diyordu. Artık istediğiniz kadar ihanet edebilirsiniz…
avukatlar bir boşanma davasında ücretlerini artırdıklarında; ya da insanlar su filtresi taktırdığında veya musluk suyu içilemez olduğundan şişe suyu kullanmaya başladıklarında para el değiştirir. Dolayısıyla, bütün
bu ve benzeri durumlarda “milli hasıla” artar ve iktidardaki
politikacılarla uzman ekonomistler bu durumdan pek hoşnut kalırlar.
tek bir mala mahkûm olanların da vay haline! Bu insanlar
tüketiciler toplumundan dışlanmışlardır, kusurlu, uygunsuz
ve yeteneksiz tüketicilerdir, tek kelimeyle şapa oturanlardır;
tüketici şölenlerinin bolluğu ortasında kadidi çıkmış açlardır.
Mallarına uzun süre bağlanmaya ihtiyaç duymayanlar ve
sıkıntının yerleşmesine izin vermeyenler elbette baskın çıkıyorlar.
Cinselliği tüketici rasyonalitesinin egemenliğinden kurtarmak gerekecektir. Belki de daha fazlası: Tüketici rasyonalitesinin, insan yaşamı stratejileri ve motivasyonları üzerinde günümüzde kurduğu egemenliğinden yoksun kalması (ve bunu yitirmesi) gerekecektir. Bununla birlikte bu, öngörülebilir bir gelecekte meydana gelmesini mantıken bekleyebileceğimiz bir şey değildir