Bazen şiir de okumalı insan... Ruha dokunan her satır sizi alıp bir yerden başka bir yere götürür... Mısralar arasına saklanmış bir gizli bahçede bulursunuz kendinizi... Bu bahçede birbirinden farklı ağaçlar ile karşılaşırsınız. Bu ağaçlar da kimi kavuşmayı yansıtır, kimi ayrılığı, kimi aşkı yansıtır, kimi ulaşılamaz sevdayı, içerisinde buram buram özlem kokan mısraların dallarında sallanırken ruhumuza dokunduğunu hissedelim.
Herkesin sevdiği bir şair ve sevdiği şiiri vardır. Bu kitapta seneler önce okuduğum ve sevdiğim şiirler arasında ilk 10'a gireceğini düşündüğüm şiir Attila İlhan'ın yazmış olduğu;
gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım
ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım
akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
Ezbere şiir bilir misiniz hiç?
İnsan en azından bir şiiri ezbere bilmeli ve hakkını vere vere okuyabilmeli diye düşünürüm hep.
Hayatım şiiriydi: Üçüncü Şahsın Şiiri...
Meğerse bu kitabın içindeymiş.
Şimdi ben bu incelemeyi yazarken açtım dinliyorum. Siz de okurken dinlemeye ne dersiniz? (YouTube'da Kerem Alışık oldukça başarılı seslendirmiş mesela...)
Kısacık bir kitap...
Ama öyle güzel sığmış ki içine birçok duygu: aşk, yalnızlık, hüzün...
"Sen olmadığın vakit büyük yalnızlığım var." (s. 19) Ah şu şairler. Nasıl da güzel yapıyorlar yalnızlığın edebiyatını. Günün hangi saatinde okursan oku, derinden batar yüreğine sancısı.
"Bir gece vakti aklına gelsem
Uykunu tutsam bırakmasam." (s. 32)
Geliyor değil mi?
Ne gözde kalıyor uyku ne yürekte.
İnsan en büyük acılarını gece vakti çekmekte...
Bu yüzdendir belki geceleri uyuyamayışınız, kitaplardan medet umup onlara sığınışınız.
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkmış eser. Elimdeki 22. baskı. Oldukça güzel iş çıkarmışlar yine. Cengiz İlhan ve Çolpan İlhan ile başlayan eser meraklısına notlar ile son buluyor. Ve yine orada şiirlerin yazılış öyküleri... Attila İlhan'dan okuduğum kitapların en çok bu yönünü sevdim belki de.
Daha önce Attila İlhan okumadıysanız biraz garipseyebilirsiniz. Sık sık yabancı özel isimler geçiyor eserde. Küçük harfli tüm kullanımlar. Kendine özgü dünyasını öyle güzel sunmuş ki böyle kabul etmiş ve sevmişiz onu...
Güzel de bir tavsiyesi var bize.
"Esaslı bir kitap almalı mutlaka yarın sabah
Üstüne düşüp bitirmeli uykusuz duraksız." (s. 40)
Bir şiirinden çalıp hemen üstüme alındım.
Ne dersiniz, uygulayalım mı?
Benim kitap kargom yarın geliyor, ben varım.
O güzel şiiriyle son verelim incelemeye:
Eser bir şehrin gece yarısı sessizliğinde yankılanan bir kalp atışı gibi adeta arkadaşlar… Attilâ İlhan’ın dizelerinde aşk, isyan ve yalnızlık birbirine karışıyor.
Yağmur Kaçağı, hem bir erkeğin hem de bir devrin iç hesaplaşması olmuş sokak lambalarının altında ıslanmış bir ruhun hikayesi gibi.
Yazarın kelimeleri asi ama kırılgan… Okurken insan, her dizede bir zamanın kaybolmuş tutkusunu hissediyor.
Bu kitap, yağmurun altında yürüyenlerin, suskunluğunda fırtına taşıyanların kitabı olmalı bence.
Çünkü Attilâ İlhan, yazmamış; kelimeler şehrin kalbinde yanık bir sigara gibi sızlatmış diyebilirm…
Yağmur KaçağıAttila İlhan · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20204,897 okunma
Başarı yalnız yetenek değil, disiplin, özveri, bağımsız bir kişilik ve içten bir yurt ve insan sevgisidir. Ancak o zaman gerçek ve hak edilmiş bir başarı olur. Attila İlhan 'ın hala severek okunuyor olmasının nedenleri burada gizlidir.
Yağmur Kaçağı kitabı Attila İlhan'ın aldığı eleştirilere rağmen inadına yazdığı aşk şiirlerini kapsayan şiir kitabıdır. O sıralarda Attila İlhan toplumsal uğraşlardan kaçtığına yönelik eleştiriler alırken inadına uzun yolculukları, limanları, aşkları ve farklı insanları şiirlerine katmaya devam etmiştir.
8/10
Yağmur KaçağıAttila İlhan · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20204,897 okunma
Attila İlhan'ın şiirlerini ilk gençlik yıllarında okur, içten içe çok beğensem de "piyasaya" uyarak eleştirirdim, şimdi bu durumum çok komik geliyor.
Kitap, yazarın 1950'li yıllarda yazdığı az sayıda, tartışmalı şiir barındırıyor. Kitabın ikinci bölümünde de meraklısına yazarın şiir eleştirilerine cevapları ve şiirlerin hangi duygudurumlarında yazıldıkları var.
YAĞMUR KAÇAĞI
"Elimden tut yoksa düşeceğim yoksa bir bir yıldızlar düşecek..."
Yağmur KaçağıAttila İlhanAttila İlhan 'ın okuduğum altıncı kitabı oldu. Attila İlhan şiirleri, satırları gerçekten çok güzel buluyorum, karşıt görüşlü olmasına rağmen seviyorum. Attila İlhan 'ın stili biraz lisede edebiyat öğretmenliğini yapan Hüseyin Nihâl Atsız beğ'e benziyor çünkü o da şiirlerini karşılaştığı kişiler veya yaşadığı, denk geldiği olaylar üzerinden yazıyordu bunu Yolların Sonu kitabını okuyanlar gayet iyi bilmektedir. Çoğunluğu aşk şiirlerinden oluşan bu kitap genel olarak iyi sayılabilir bir şiir kitabıydı...
Şiirleri senaryo barındıran Attilâ İlhan'ın, şiirlerin hikayelerinin de bilinmesi ile anlaşılabilecek tarzda bir kitabı. (Kitabın "meraklısı için notlar" bölümünde kitaptaki şiirlerin açıklamaları ve hikayeleri okunduktan sonra şiirlerin okunması etkiyi artıracaktır.)
Kitabın son şiiri "acı ninni", o dönemlerdeki özellikle İstanbul halkının tepkisizliğine bir tepkidir aslında. Bu tepkisizliği uyumakla bağdaştırarak bize sunan Attilâ İlhan'ın bu şirinden bir bölüm şu şekildedir;
uyusun ay büyüsün camlar buğulanmasın
sen uyu uyusun bulutlar uyanmasın
ışıklar uyanmasın camlar buğulanmasın
sen uyu uyanmasın istanbul uyusun
karagümrük uyusun fâtih uyusun
atatürk bulvarı'nda rüyalar büyüsün
sen uyu uyusun istanbul uyanmasın
gemiler uyanmasın camlar buğulanmasın
"TEPKİSİZLİK YOKSUNLUĞU"ndan uyanabileceğimiz bir gün olması dileğiyle^^
Sisler Bulvarı, Üçüncü Şahsın Şiiri, Ben Sana Mecburum, Yağmur Kaçağı, Ağustos Çıkmazı gibi pek çok şiirinin dillere pelesenk olduğu şair, nam-ı diğer "Kaptan", Attilâ İlhan'ın kitabını bitirmenin burukluğunu yaşıyorum.
İlginçtir ki birçok şiirini sevmeme rağmen kitaplığımda hiç Attilâ İlhan eserinin olmadığını fark ettim.
Muhtemelen okuduğum şiirleri içeren kitapların çoğunu üniversite kütüphanesinden aldım.
Attilâ İlhan'ın vefat ettiği zamanı hatırlıyorum. Hatta o dönemki gazetelerden birinde haberi yapılmıştı. Bir şiiriyle birlikte fotoğrafı vardı. Onu kesip saklamıştım. Yıl 2005.
Edebiyatımızın önemli bir isminin yaşadığı döneme denk gelmek bence harika bir olay. Sıkıntı şu ki çok fazla göz önünde bulunmuyor olmaları.
Töreni haberlerde izlemiştim. Kız kardeşi Çolpan İlhan, yeğeni Kerem Alışık(Sadri Alışık'ın oğlu) konuşma yapmışlardı.
Attilâ İlhan, kendi de bunu dile getiriyor , şiirini imgeler üzerine kurmuş. Siz aşk şiiri okuduğunuzu zannedersiniz ama o aynı zamanda toplumsal bir olaya da değinmiş olur. Birkaç arkadaşıyla 'Mavi şiir akımı' nın kurucusudur aynı zamanda.
Şiirlerinde bireysel konuların yanı sıra toplumu ilgilendiren konulara da değinmiş.
Yağmur Kaçağı'nda dikkatimi çeken bir husus oldu.
'acı ninni'i bölümündeki şiirlerin dilinde şive ağır basıyor. Bu hiç beklemediğim bir durumdu.
Kitabın sonlarına doğru 'meraklısına notlar' diye bir kısım var. Bu kısımda yazar şiirlerini hangi duyguyla, hangi olay karşısında kaleme aldığını anlatıyor. Bu bölüm çok hoşuma gitti. Şiirleri daha iyi anlayıp yorumlamada epey yardımcı oluyor.
Attilâ İlhan sadece şair değil.Ayni zamanda romancı, gazeteci gibi pek çok özelliği tek bir kişide birleştirmiş çok yönlü bir insan. Bu kitabı okuduktan sonra kendi adıma bir karar verdim.
Bir sonraki kitap alışverişimde
Attila İlhan'ın en güzel kitabı değil belki ama Üçüncü Şahsın Şiiri bulunduğu için bile okunmaya değer. Acı Ninni bölümü biraz sıksa da diğer bölümlerde oldukça güzel şiirler mevcut.
Merhaba kuşlarım
Çok çabuk okuyacağımı düşündüm ama bu aralar çok şiir kitabı okuduğum için biraz uzun sürdü. Sorun değil ben yine de keyif aldım. Bu gece alıntılar gelir yüksek ihtimalle. İki gündür kendime mola verdim.
Kitap hakkında diyeceğim çok bir şey yok, şiir kitabı yani.
Okuyacaklara keyifli okumalar.
Sağlıcakla kalın...
Yağmur KaçağıAttila İlhan · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20204,897 okunma
Attilâ İlhan (15 Haziran 1925 - 10 Ekim 2005), Türk şair, romancı, düşünür, deneme yazarı, gazeteci, senarist ve eleştirmen. Aydın çalışmalarıyla Türk edebiyat ve düşünce dünyasına önemli katkıları olmuştur.
15 Haziran 1925'te İzmir, Menemen'de doğdu. İlk ve orta eğitiminin büyük bir bölümünü İzmir ve babasının işi dolayısıyla gittikleri farklı bölgelerde tamamladı. İzmir Atatürk Lisesi'nin birinci sınıfındayken mektuplaştığı bir kıza yazdığı Nazım Hikmet şiirleriyle yakalanmasıyla 1941 Şubat'ında, 16 yaşındayken tutuklandı ve okuldan uzaklaştırıldı. Üç hafta gözaltında kaldı. İki ay hapiste yattı. Türkiye'nin hiçbir yerinde okuyamayacağına dair bir belge verilince, eğitim hayatına ara vermek zorunda kaldı. Danıştay kararıyla, 1944 yılında okuma hakkını tekrar kazandı ve İstanbul Işık Lisesi'ne yazıldı. Lise son sınıftayken amcasının kendisinden habersiz katıldığı CHP Şiir Armağanında Cebbaroğlu Mehemmed şiiriyle ikincilik ödülünü pek çok ünlü şairi geride bırakarak aldı. 1946'da mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne kaydoldu. Üniversite hayatının başarılı geçen yıllarında Yığın ve Gün gibi dergilerde ilk şiirleri yayımlanmaya başladı. 1948'de ilk şiir kitabı Duvar'ı kendi imkânlarıyla yayımladı.
Paris yılları
1948 yılında, üniversite ikinci sınıftayken Nâzım Hikmet'i kurtarma hareketine katılmak üzere ilk kez Paris'e gitti. Bu harekette faal olarak yer aldı. Fransız toplumu ve orada bulunduğu çevreye ilişkin gözlemleri daha sonraki eserlerinde yer alan birçok karakter ve olaya temel oluşturmuştur. Türkiye'ye geri dönüşünde başı sık sık polisle derde girdi. Sansaryan Han'daki sorgulamalar ölüm, tehlike, gerilim temalarının işlendiği eserlerinde önemli rol oynamıştır. Şair bu gerilim havasını ilk şiirlerinde olmasa da özellikle Bela Çiçeği gibi kitaplarında eski günlerini yâd ettiği ya da eleştirdiği şiirlerini yayımladı. Birkaç kez gözaltına alındı.
Attilâ İlhan, "Kaptan" lakabının kendisine Paris yıllarında bir dönem sakal bırakması üzerine arkadaşları tarafından yakıştırıldığını belirtmiştir. Lakabın yayılmasında beş bölümden oluşan Kaptan şiiri etkili olmuştur.
İstanbul-İzmir-Paris üçgeni
1951 yılında Gerçek gazetesinde bir yazısından dolayı soruşturmaya uğrayınca Paris'e tekrar gitti. Fransa'daki bu dönem, Attilâ İlhan'ın Fransızcayı ve Marksizmi öğrendiği yıllardır. 1950'li yılları İstanbul-İzmir-Paris üçgeni içerisinde geçiren Attilâ İlhan, bu dönemde ismini yavaş yavaş Türkiye çapında duyurmaya başladı. Yurda döndükten sonra, Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Ancak son sınıfta gazeteciliğe başlamasıyla beraber öğrenimini yarıda bıraktı. Sinemayla olan ilişkisi, yine bu dönemde, 1953'te Vatan gazetesinde sinema eleştirileri yazmasıyla başlamıştır.
Sanatta Çok Yönlülük
1957'de gittiği Erzincan'da askerliğini yaptıktan sonra İstanbul'a dönüş yapan Attilâ İlhan, sinema çalışmalarına ağırlık verdi. On beşe yakın senaryoya Ali Kaptanoğlu adıyla imza attı. Sinemada aradığını bulamayınca, 1960'ta Paris'e geri döndü. Sosyalizmin geldiği aşamaları ve televizyonculuğu incelediği bu dönem, babasının ölmesiyle birlikte yazarın İzmir dönemini başlattı. Sekiz yıl İzmir'de kaldığı dönemde, Demokrat İzmir gazetesinin başyazarlığını ve genel yayın yönetmenliğini yürüttü. Aynı yıllarda, şiir kitabı olarak Yasak Sevişmek ve Aynanın İçindekiler dizisinden Bıçağın Ucu yayımlandı. 1968'de Biket İlhan ile evlendi, 15 yıl evli kaldı.
İstanbul'a dönüş
1973'te Bilgi Yayınevi'nin danışmanlığını üstlenerek Ankara'ya taşındı. Sırtlan Payı ve Yaraya Tuz Basmak'ı Ankara'da yazdı. 1981'e kadar Ankara'da kalan yazar Fena Halde Leman adlı romanını tamamladıktan sonra İstanbul'a yerleşti. İstanbul'da gazetecilik serüveni Milliyet (2 Mart 1982 - 15 Kasım 1987) ve Gelişim Yayınları ile devam etti. Bir süre Güneş gazetesinde yazan Attilâ İlhan, 1993-1996 yılları arasında Meydan gazetesinde yazmaya devam etti. 1996 yılından 2005 yılına kadar köşe yazılarını Cumhuriyet gazetesinde sürdürdü. 1970'lerde Türkiye'de televizyon yayınlarının başlaması ve geniş kitlelere ulaşmasıyla beraber Attilâ İlhan da senaryo yazmaya geri döndü.
Sekiz Sütuna Manşet, Kartallar Yüksek Uçar ve Yarın Artık Bugündür halk tarafından beğeniyle izlenilen diziler oldu.
İlk romanı Sokaktaki Adam yayımlandığında 10 roman yazmıştı. Bunlar hiç gün ışığına çıkmadı. Attilâ İlhan bunun sebebini bir söyleşide şöyle açıklıyor: "... birçok roman yazdım daha önceden. Ama neden yayınlamadım? Çok akıllıca bir sebebi vardı. Çünkü biliyorum ki yazarlar ilk romanlarında kendilerini anlatırlar. O da romancılık değildir. Günlük tutmaktır." (Düşün, Haziran 1996).
Roman serüvenine başladığında döneminin diğer yazarları daha çok yerel ve kırsal olayları, kişileri işlerken Attilâ İlhan şehir insanını Türkiye'nin yakın dönem tarihini siyasal, ekonomik ve sosyal yanlarıyla ele alan bir yapı içerisinde işliyordu. Sadece İstanbul ve İzmir gibi Türkiye'nin büyük şehirlerini, işlediği dönemin yaşam tarzını, ekonomik ve sosyal sorunlarını kahramanlarının gözüyle yansıtmakla yetinmiyor; aynı zamanda, batı kültürünün Türkiye'ye ne şekilde yansıdığını, olumlu ve olumsuz etkilerini, çizdiği karakterlerle ve Avrupa'daki şehirlerle örtüşen bir yapı içerisinde inceleniyordu.
Hazırlık ve arayış dönemi
Romanda "hazırlık ve arayış dönemi" diye nitelendirilebilecek dönemde, yayımladığı Sokaktaki Adam ve Zenciler Birbirine Benzemez'de yazarın Paris'te yaşadığı yıllara ait deneyimlerinin ve gözlemlerinin karakterlere yansıdığı görülür. Yazıldığı yıllarda Türkiye'deki Batılılaşma uğruna toplumdan kopan kişilerin bocalamaları Sokaktaki Adam'da ele alınırken, Zenciler Birbirine Benzemez'de Avrupa'da komünist ve antikomünist mültecilerle karşılaşan, hayal kırıklığına uğramış bir devrimci anlatılır. Her bölümün farklı bir karakterin ağzından aktarıldığı Sokaktaki Adam, Attilâ İlhan'ın edebiyatımıza getirdiği yeni bir söylem olarak alınabilir. Daha sonraki romanlarında da görüleceği gibi, diyalektik bir yaklaşımla işlenen olaylarda kahramanlar güçlü ve zayıf yanlarıyla okura ulaşır; birbirlerini suçlamaz ve okuyucuda ön yargı oluşturmazlar. Attilâ İlhan, Zenciler Birbirine Benzemez için şunları söylemiştir: "Kitap 'soğuk savaş'ın en belalı döneminde yazıldı, yayınlandı. Çok ikircikli bir sorunu tartışıyordum. Romanın kahramanı, İstanbul'daki ve Paris'teki 'solcu' çevrelerle düşüp kalkıyor, bunlarla ilişkilerini ve tartışmalarını anlatıyordu, her şeyi olduğu gibi yazmak, romanın yayımlanmasından vazgeçmekle eşitti. Bu bakımdan, içeriğine hafif flu bir hava verdim."
Romanın dilinin farklılığını ise yazıldığı dönem içerisinde yoğun Fransızca çalışmasına bağlayan yazar, bazı cümleleri Fransızca düşünüp Türkçe yazmıştır.
Olgunluk dönemi
Yazarın "olgunluk dönemi" diye tanımlanabilecek edebiyat süreci Kurtlar Sofrası ile başlar. Sokaktaki Adam'da ne istediğini değil, ne istemediğini bilen biri anlatılırken; Zenciler Birbirine Benzemez'de Mehmed-Ali istedikleri ile istemedikleri arasında mütereddit bir karakteri yansıtmaktadır. Oysa Kurtlar Sofrası'nda Mahmud ne istediğini çok iyi bilen bir karakteri çizer. Bu üç romanıyla Attilâ İlhan Türk aydınına farklı açılardan bakar, fikirlerini diyalektik-materyalist bir sentez içinde derleyerek Türkiye için bir sentez önerir – ki sonradan yazdığı yedi kitaplık Aynanın İçindekiler serisi de bu zemine oturmaktadır. Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Yaraya Tuz Basmak, Dersaadet'te Sabah Ezanları, O Karanlıkta Biz, Allah'ın Süngüleri: Reis Paşa ve Gazi Paşa bu seriyi oluşturan romanlardır. Her romanda yer alan karakterler, Türkiye'nin tarihinde köşe başlarını oluşturmuş dönemlere ayna tutan aydınlardır. Tarihi olaylar, politik ve sosyal dengelerle ele alınır. Birbirleriyle bağlantısı olan karakterlerden her biri bir romanda ön plana çıkar ve olaylar onun gözlemleriyle aktarılır. Bu serinin bütünü irdelendiğinde yine, yazarın Türk aydınına yakın tarihimize bir bakma şansı tanıdığını ve kendi toplumcu-gerçekçi bakış açısıyla önergeler sunduğu görülür.
Ölümü
Attilâ İlhan ilk kalp krizini 1985 yılında geçirdi. Bu tarihten sonra kardiyolojik sorunları devam eden İlhan'ın 2004'ten itibaren sağlık durumu daha da bozuldu. 10 Ekim 2005'te İstanbul'daki evinde geçirdiği ikinci kalp krizi sonucu hayata veda ettiğinde 80 yaşındaydı. Tiyatro ve sinema sanatçıları Çolpan İlhan'ın ağabeyi ve Kerem Alışık'ın dayısıdır.
2003 Sertel Demokrasi Ödülü'ne layık görülmüştür. 1946 CHP Şiir Yarışması İkinciliği, 1974 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü Tutuklunun Günlüğü ile, 1974 Yunus Nadi Roman Armağanı Sırtlan Payı ile, vefatından sonra 2007 yılında kurulan Attilâ İlhan Bilim Sanat Kültür Vakfı çalışmalarına devam etmektedir.
Kaynak: tr.wikipedia.org/wiki/Attilâ_İlhan