Pınarrrr

Pınarrrr
Dayîka Heval û Roza(Heval ve Roza'nın annesiyim)
Puan vermedi·104 syf.··
2026 45. kitabı
·
8 saatte okudu
·
Okunma: 19 Mart 2026 00:46
İnsan bazen en büyük yüzleşmesini, kendi içindeki sessizlikte yaşar. Bu kitapta anlatılan şey doğrudan bir hikâye değil. Daha çok, insanın kendi içinde kurduğu hesaplaşmaların dili. İnanç, vicdan, suçluluk, arınma… Hepsi birbirine karışıyor ve net sınırlar çizilmiyor. En dikkat çekici taraf şu: Metin, okuru yönlendirmiyor. “Şu doğru, bu yanlış” demiyor. Tam tersine, okuru bir boşluğun içine bırakıyor. Ve o boşlukta insan, kendi cevaplarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. “Cehennem” burada yalnızca dini bir kavram gibi durmuyor. Daha çok, insanın kendi içinde taşıdığı ağırlıkların bir karşılığı. Yani kitap dışarıdaki bir cezayı değil, içeride yaşanan bir sıkışmayı anlatıyor. İlahi taraf ise bu karanlığın içinde bile bir anlam arayışı. Ama bu arayış net bir kurtuluş sunmuyor. Aksine, insanın bazen cevap bulamadan da yaşamaya devam ettiğini gösteriyor. Dil yer yer yoğun, yer yer sade. Ama en önemlisi samimi. Yapay bir derinlik hissi yok. Metin, kendini “büyük” göstermeye çalışmıyor; zaten derinliği kendi içinde taşıyor. Bu kitap kolay okunup geçilecek bir metin değil.
1000Kitap
Cehennemde İlahiRıdvan Hatun · Yapı Kredi Yayınları · 202684 okunma
Pınarrrr
Çok iyi bir yorumlama bayıldım gercekten 👏🏼👏🏼
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
6- Anne de Marcken – Sonsuza Dek Sürüyor Derken Bitiyor
Puan vermedi·156 syf.··
2025 70. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 09 Kasım 2025 08:45
6- Anne de Marcken – Sonsuza Dek Sürüyor Derken Bitiyor Bazı kitaplar bize ölümü anlatmaz; ölümü bir bakış mesafesinden izletir, sonra o bakışı sessizce içimize çevirir. Sonsuza Dek Sürüyor Derken Bitiyor, işte tam da bunu yapan bir roman. Ne hüzne teslim olur ne de ölümü bir varoluş melodramına dönüştürür. Aksine, ölümü neredeyse maddi bir şey gibi ele alır: kâğıt gibi, su gibi, bir telefonun tuş sesi gibi. Ölüm burada soyut bir kavram değil; sürekli yer değiştiren, şekil değiştiren, kaygan bir varlık. Roman, ölümün bedenini; daha doğrusu ölümün mekânını arıyor. Kendi ölümü değil, bir başkasının ölümü ve onunla birlikte açılan boşluğun dili. Anne de Marcken, kim olduğumuzu, kim kaldığımızı ve birinin yokluğunun içimizde hangi yankıyı bıraktığını incelikli bir dille işliyor. Hikâye, bir babanın ölümünden sonra başlıyor ama romanı ayakta tutan şey tasvir edilen olaylar değil, bu olayların konuşmayı reddeden alanları. Çünkü ölümün bıraktığı boşluk, çoğu zaman kelimelerle değil, kelimelerin içinden süzülen sessizlikle kendini gösteriyor. Romanın ilk sayfalarında okurun karşısına çıkan o güçlü soru kitabın tamamına yayılıyor: “Neden hiç kimse başkalarının ölümüne ne yapmamız gerektiğini öğretmez? Neden kimse bize nasıl öldüğünü, nasıl ölmemiz gerektiğini öğretmez?” Bu, sadece yas tutma biçimlerimizin yetersizliğiyle ilgili bir soru değil; modern hayatın ölümü sistematik biçimde gözden uzaklaştırmasıyla ilgili. Kimse ölümü bilmiyor, bilmediğimiz için de başkalarının ölümünde ne yapılacağını gecikmiş bir içgüdüyle öğreniyoruz. Roman, bu bilgi eksikliğini dramatize etmek yerine, bununla yaşamanın tuhaflığını gösteriyor: birinin gözlerini kapatmaya çalışırken titreyen bir el, cenaze şirketinin numarasını ararken takılan bir nefes, bir telefonun ölümden sonra çalmasıyla
İnceleme
Sonsuza Dek Sürüyor Derken BitiyorAnne de Marcken · Metis Yayıncılık · 2025167 okunma
Pınarrrr
Harikaa bir inceleme olmuş 👏👏👏🌸
9/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2025 2. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2025 14:21
Nasıl güzel bir kitap bu ya. Rachel hanımcığım ne yazdıysa okumalıyım dedirtti bana. Hemen ünlü üçlemesine gözümü diktim ama eğer varsa önce şunu oku dediğiniz bir kitap, alırım şuracığa. Bir defa atmosferiyle örtüyor insanın üstünü bu kitap. Gel-gitlerin vurduğu insansız bir kıyıdayız, dünyanın tüm o gösterişli tasasından uzakta bir yerde. Soğuk bir rüzgar denizden damlaları taşıyıp yüzünüze atıyor. Kıyıdaki evde yaşayan bir kadın anlatıcımız. Resimleriyle kendine bakışını değiştirdiğini düşündüğü ressam L’yi gel-git alanındaki diğer eve davet ediyor. Ressam L gelecek, bu manzarada onun gördüklerini ve hatta kadının içindeki, başka kimsenin fark etmediği diğer kişiyi de görecek diye umuyor. L geliyor ve bırakın diğer kadını, bizimkini bile göremiyor. Olduramadığımız hayatlarımız, bizi ikna etmeyen kişiliklerimiz üzerinden nefis bir imge Diğer Ev. Kendimizi ne kadar az sahiplendiğimize, sahip olduğumuz şeylerin kıymetini ne kadar az bildiğimize dair de bir hatırlatma. Ama bunun yanı sıra, ikili ilişkilerdeki çatlaklara da inip bakıyor kitap, anneliğe ve onun asla tam olarak olamamışlık hissine, sanatın gerçekliğimizin neresinde durduğuna ve aslında hangi yanımıza seslendiğine, erkeklerin ayrıcalıklı özgürlüklerine ve kadınların küçük ayak parmaklarını bile özgürleştiremediklerine dair de çok şey söylüyor. Cusk’ın bu kadar kısa bir metinle bu kadar çok şeyi verebilmesi ne beceri ama. İnsansız gel-git alanının atmosferine uygun biçimde ağır ağır konuşan bir kitap bu. Ağırlığını bile sevdim.
Edebiyat
Diğer EvRachel Cusk · Yapı Kredi Yayınları · 2022454 okunma
Pınarrrr
Kitabı bitirdim ve incelemenizi okudum çok güzel ifade etmissiniz👏👏
Gül bağına giren ey şaşkın aşık Emeksiz cefasız sevda mı olur Elin acıtmadan sevmek istersin Dikensiz güllerin hatrımı olur Celo Boluz
Müzik
Ivan Kalyayev isimli okura yanıt verildi
Pınarrrr
🙏🙏