Rodeon

ismet özel’in şiirlerini okuyanların çoğu, dizelere yalnızca romantik bir gözle bakar. oysa görebilenler için onun şiiri, romantizmi aşan metafizik bir duruşun ifadesidir. #305039197
Romantizmi bu denli aşıp sisteme en uzak mesafeden söz söyleyen ismet özel'in metafiziğe ölçüsüz derecede yakınlaşması onu koruyan da bir işlev görmüş olmalı. Zira şu soru özel için hala güncel: Waldo, madem sistem bu kadar çürük ve sen bu kadar dışındasın, neden senin payına hiç zindan düşmedi?
Eyvallah, bu da meselenin başka bir boyutu
Fahreddin Razi dıştaki nesne ile zihindeki makulün mahiyette ortaklık şıkkını da değerlendirerek reddeder. Buna göre bir kimse bir şeyi aklettiğinde onun zatında o şeyin mahiyetine eşit bir suretin meydana geldiği düşüncesi yanlıştır. Söz gelişi biz göğü düşündüğümüzde zihnimizde meydana gelen eserin, dışta var olan göğün mahiyetine tamamıyla eşit olması imkansızdır.
Sayfa 71·Kitabı okuyor
Anlaşılan o ki Razi, insanın soru sorma yetkisini elinden almaya yarayan o kadim; "senin aklın ermez" anahtarını, içerden, akıl cephesinden çökertmeye çalışmış. Bu srgümantasyonu, yani aklın eşyanın bilgisine kavuşamayacağını, vahye, akıl freninden de azade sınırsız bir slan açmak için kullandığını düşünüyorum. Şunu diyor "gibime gelşyor": Madem akıl dış dünyadaki bir nesneyi (göğü) bile tam eşitlikle kavrayamıyor, o halde aklın bu mantıksızdır dediği dini hükümler aslında aklın kendi kısıtlılığından kaynaklanıyor
Önceki 1 yanıtı göster
nur
nur
elbette değer biçmek haddime değil ama söylemesem içimde kalır; açıklamanız şeklen ve hacmen şapka çılarılası. Fikrinize sağlık. Razi'nin ve belki de diğerlerinin, ksrşılaştırma yaparken göğü (semayı) esas almaları, tanrısallığa işaret etmek değil evet. Bir elmanın zihindeki varlığı (?!) ile somut varlığı arasında bir tartışma açmanın, kendi argümanını güçlendirmeme riski taşıdığı muhakkak. Bu yüzden gök ile ilgili kısıtlı bilgi ve tasarılarla, bilmenin sınırlarına ya da mümkünlüğüne ilişkin akıl yütütmek daha elverişli bılunmuş olmalı; yerde edindiğimiz bilginin akıl yürütmelerin, dokunamadığımız ve etraflı göremediğimiz semaya yönelik bilgilerimizle sağlamasının yapılabilmiş olması, bir nevi düşüncenin isabetini ölçmek için baçvurulmuş bir yöntem olabilir. Aklın kısıtlılığını, bihakkın bilmenin imkansızlığını veya aklın eşyanın bilgisine olan mesafesinin mevcudiyetini kabul etmek, sizin de kabul edeceğiniz üzere, bi adım ötede yapacağınız ontolojik çözümlemelerde de başvuracağınız bir yöntem veya kabul haline geliyor. Dolayısıyla indirgemeci olmak pahasına Razi'nin epistemolojiye ilişkin bakışının son tahlilde gideceği yer kaçınılmaz bir biçimde, Tanrı kötüşüğe neden izin veriyor sorusuna, "senin aklın ermez, bu başka hesap" oluveriyor :)
1 yanıtı göster
Fahreddin Razi dıştaki nesne ile zihindeki makulün mahiyette ortaklık şıkkını da değerlendirerek reddeder. Buna göre bir kimse bir şeyi aklettiğinde onun zatında o şeyin mahiyetine eşit bir suretin meydana geldiği düşüncesi yanlıştır. Söz gelişi biz göğü düşündüğümüzde zihnimizde meydana gelen eserin, dışta var olan göğün mahiyetine tamamıyla eşit olması imkansızdır.
Sayfa 71·Kitabı okuyor
Anlaşılan o ki Razi, insanın soru sorma yetkisini elinden almaya yarayan o kadim; "senin aklın ermez" anahtarını, içerden, akıl cephesinden çökertmeye çalışmış. Bu srgümantasyonu, yani aklın eşyanın bilgisine kavuşamayacağını, vahye, akıl freninden de azade sınırsız bir slan açmak için kullandığını düşünüyorum. Şunu diyor "gibime gelşyor": Madem akıl dış dünyadaki bir nesneyi (göğü) bile tam eşitlikle kavrayamıyor, o halde aklın bu mantıksızdır dediği dini hükümler aslında aklın kendi kısıtlılığından kaynaklanıyor
Önceki 2 yanıtı göster
Rodeon
Rodeon
Teşekkür ederim :) ‘Sema örneği’ üzerinden, ihatası zor bir şeyi düşünmek aklın sınırlarını göstermek açısından oldukça elverişli. Rastgele bir bağlam içerisinde söylendiğini düşünmüyorum. Dediğiniz gibi olabilir. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim: İnsan hakikate yürür, Tanrı ise bizatihi Hak’tır.
Rilke
Çocukluğum için Tanrı'ya yakardım, işte geri geldi çocukluğum ve öyle hissediyorum ki, çocukluk, eskiden nasılsa yine öyle ağır ve hiçbir şeye yaramamış yaşlanmak.
Sayfa 74 - YKY - Korkudan Yalnızlığa
1000Kitap
Gariptir ki ben insanın kendi çocukluğuna duyduğu o yaygın özlemi hiçbir zaman içimde bulamadım. “Keşke çocuk kalsaydık” diyenlerin sesinde titreşen o hasret bana hep yabancı geldi. Çünkü çocuk olmayı da, çocukluğumu da özlemedim. Zamanın beni bugünkü hâlime taşıyan akışına minnettarım elbette. Fakat şu anki halimle yaratılmayı da isterdim..
Kendinden başkasına karşı bir sorumluluk hissi taşımamak çocukluk özleminin biricik nedeni galiba. Kaygısız geçen uzun öğleden sonralarını ve şimdiki gibi dörtnala geçmeyen günleri de saymalı tabi