Zira nasıl çokça yerinde durmayan uzuvların/dizelerin karışımına sahipsek hep, işte akıl da insanlara yakın durur: çünkü aynıdır uzuvları/dizelerin bizatihi doğasının sunduğu sağduyu, hem her birinde, hem hepsinde; ama daha dolu olansa düşüncedir.
Oysa kendi çağını anlamak isteyen bütün düşünürler, paradoksal olarak o çağın içinde konumlanmışlardır; kendileri de o bütünün ayrılmaz parçalarıdırlar. Sonuçta her insan çağının ürünüdür; düşünce kalıplarıyla olduğu kadar duygularıyla da onun özellikleriyle donanmıştır; hatta o özelliklerden inşa edilmiştir.