Bu eksik sana değil, bana ait. Bende inanmak noksanmış. Beni bu kadar çok sevdiğine bir türlü inanamadığım için, sana aşık olmadığımı zannediyormuşum. Bunu şimdi anlıyorum. Demek ki, insanlar benden inanmak kabiliyetini almışlar. Ama şimdi inanıyorum. Sen beni inandırdın. Seni seviyorum. Deli gibi değil, gayet aklı başında olarak seviyorum.
Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hâlâ kabul edemiyor musunuz? Bütün yakınlaşmalar, bütün birleşmeler yalancıdır. İnsanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler, üst tarafını uydururlar; ve günün birinde hatalarını anlayınca, yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar. Halbuki mümkün olanla kanaat etseler, hayallerindekini hakikat zannetmekten vazgeçseler bu böyle olmaz.
16 ağustos 1838.
Sadrazam Reşid Paşa, yalan arkadaşı İngiliz Elçisi Lord Stratford Canning'le -bugün İÜ. Sosyal Tesisi olarak kullanılan İstinye’deki yalısında- Osmanlı-İngiltere Ticaret Antlaşmasını imzaladı. Benzer antlaşma aynı yıl Avrupa'nın öteki devletleriyle de yapıldı. Bu ticari antlaşmalarla, Osmanlı devleti dış ticaretteki tekel düzenini yıktı; ithalat önündeki -başta vergiler olmak üzere-tüm engelleri kaldırdı.
Özetle, Osmanlı pazarı, ucuz ithal mallar cenneti yapıldı. Bu antlaşmalarla Osmanlı pazarına yabancı sermaye, yabancı bankalar ve borsa geldi. Dönemin bugünden pek farkı yoktu; Midhat Paşa ve Namık Kemal gibi münevverler bile borsada oynamaya başladılar. Öyle ya bir koyup üç kazanacaklardı!
Tabii hep kaybettiler, tıpkı Osmanlı Devleti gibi...