Ulan bütün ömrüm böyle geçti benim. Bana yengemin kız kardeşini münasip gördünüz. Ben ister miyim acaba diye düşünmeden beni o dişlek baldızla nişanladınız. Altı ay sonra nişanı attık diye yirmi senedir küs o yengem bana.
Yapmak isterdim…
Yanımda biriyle, uzun uzun yürümek,
Nereye gittiğimizi bilmeden,
Sadece yan yana olmanın verdiği o garip huzurla.
Ağaçların altında durup,
Hiç konuşmadan oturmak isterdim.
Sessizlikten rahatsız olmayan biriyle,
Hatta sessizliği paylaşabilen…
Bir bankta, elimizde kitaplar
Okuyormuş gibi yapıp,
Aslında birbirimizi izlemek isterdim.
İki sayfa sonra konudan kopup,
Hangi sayfadasın? diye sorup
Aynı yerde olmadığımızı fark edip gülmek isterdim…
Bir yerde oturup çay içmek isterdim…
Öyle alelade değil, aceleyle hiç değil..
Bardağı avuçlayıp ısınarak,
Dumanını izleyerek,
İlk yudumda dünyayı unutacak kadar severek,
Ve onu severek,
Bir çay içmek isterdim...
Yolda yürürken aniden durup
“Şuraya bakalım” diyebilmek isterdim.
Plansız, hesapsız,
Biraz kaybolarak…
Denize girmek isterdim mesela…
Charlie Chaplin, kendisinden 30 yaş küçük olan Oona ile evlenmeye karar verdiğinde, ona şöyle dedi:
“Benimle evlen ki sana nasıl yaşayacağını öğreteyim, sen de bana nasıl öleceğimi öğret.”
Oona ise şöyle cevap verdi: “Hayır Charlie, seninle evleneceğim ki sen bana nasıl olgunlaşacağımı öğret, ben de sana sonuna kadar genç kalmayı öğreteyim.”
Harika bir evlilikleri oldu; sekiz çocukları oldu ve Charlie 88 yaşında ölene kadar birlikte yaşadılar.
Sevgili Oona'sına ithaf ettiği CANDILEJAS (Işık) şarkısında şöyle diyordu :
“Ben giderken bana geldin, sen Nisan ışığısın, ben gri bir öğleden sonrayım.”