İvan Turgenyev’in Duman adlı eseri, ilk bakışta bir aşk romanı gibi görünse de akademik katmanlarında varlıkbilimsel bir krizin, klinik düzeyde bir psikopatolojinin ve toplumsal bir çözülmenin iç içe geçtiği çok boyutlu bir metindir. Romanın ontolojik temelini, adını da veren "duman" metaforu oluşturur. Bu imge, sadece politik tartışmaların boşunalığını değil, bizzat varlığın özündeki uçuculuğu ve hiçliği simgeler. Başkarakter Litvinov’un tren penceresinden dışarı bakarken ulaştığı "her şey duman ve buhardır" sonucu, Heideggerci anlamda "orada-varlık"ın (Dasein) kırılganlığını ve Schopenhauer felsefesindeki "istencin" beyhudeliğini temsil eder. Roman boyunca karakterlerin savunduğu tüm fikirler, politik idealler ve toplumsal roller, katı formlarını kaybederek birer illüzyona dönüşür. Bu durum, bireyin kendi varlığını üzerine inşa edeceği sabit bir özün yokluğunu ortaya koyan varoluşsal bir boşluk (nihilizm) doğurur.
Psikolojik açıdan incelendiğinde ise roman, bir irade felci ve patolojik bağlanma vaka çalışmasıdır. Litvinov, Rus edebiyatının tipik "gereksiz adam" karakterinin daha modern ve klinik bir versiyonudur. Onun yaşadığı durum, psikiyatride "aboulia" olarak adlandırılan irade kaybıdır; Litvinov kendi hayatının öznesi olmak yerine, olayların ve arzuların sürüklediği pasif bir nesne haline gelir. Bu pasiflik, onu İrina’nın narsistik ve yıkıcı çekim alanına karşı savunmasız bırakır. İrina karakteri ise modern klinik perspektiften bakıldığında, "Borderline Kişilik Bozukluğu" ve narsistik örüntüler sergileyen bir figürdür. İrina’nın Litvinov’a olan ani ve yoğun yönelimi, gerçek bir sevgiden ziyade kronik içsel boşluğunu (emptiness) doldurma çabası ve narsistik yaralanmalarını güç oyunlarıyla tedavi etme dürtüsüdür. İrina için aşk, bir "idealleştirme ve