"Denizdi bakan sabaha, yorgun, ağır, derin, kırışık, eskimesiz, çoğalmayan ve çoğaltmayan. O bile ölürdü ha? Sokuldum ısıyı oluşturan, dokunan, dokunabilmeyi bilmez ellerine. 'Acımasız olma bunca.' İşte, buzul çağının virüsü olmaya çoktan razıyım. Ya da ölüm mantıksa, o bile ölürse, biz neden yaşayalım? O bile ölüm öncesi ölüm bilincindeyse..."
Hançeri elnde evirip çeviriyordu. Birkaç kere: "Entrero in un cuore!(Bir kalbe gireceğim!)", "Bir kalbe gireceğim!" diye tekrarladı. Sonra derin bir kederi cebri(zorlama) bir istihza içinde eritmeğe çalışarak:
- Zavallı hançer, dedi, sen de ben de bir kalbe giremedik. Ah ne kadar korkağım, ne kadar alçağım."