Ben sanıyorum ki her büyük sanatçının büyük bunalımı vardır ve bu kitap da bize bunu ispatlayan bir kitap. Vincent Van Gogh birçok sanatçı gibi sağken eserleri rağbet görmeyen, ailesini hayal kırıklığına uğrattığına inanan bence yapayalnız bir adam. Kitapta önce Van Gogh'un hayatı dönemlere ayrılarak, yaşadığı şehirler ve çizmiş olduğu resimler ilişkilendirerek anlatılıyor. Devamında kardeşi Theo'ya mektupları var. İki kardeş arasındaki ilişkiye, Van Gogh içinde olduğu çıkmaza, din hakkındaki düşüncelerine, gelecek planlarına, bazen kendini motive etme arayışına, bazen de aşkına bakabildiğiniz bir pencere bu kitap. Daha önce birçok yazar ve şairin mektuplarından derlenmiş kitapları okudum. Bu eserlerde elbette duygular apaçık yazar tarafından işlenmişti, belki bilinçli belki bilinçsiz yazarın kendi ruhundaki en gizli yaraları görebiliyordunuz. Van Gogh'un bu eserini güzel kılan bir ressam olarak bir yazar kalitesinde mektuplar yazması, duygularını ustaca ifade etmesi. Zaman zaman mektuplardan kardeşine olan düşkünlüğünü bazen de kırgınlığını hissedebiliyorsunuz. Ama gördüğüm o ki bir zamanlar deli damgası yemiş, hatta bu sebeple şikayet edilmiş bu adamı hayatta tutan belki nadir şeylerden biriydi kardeşine özgürce yazabilmesi ve elbette resim çevrelerinde bulunup resim yapabilmesi.
Resimlerindeki farklılık beni her zaman cezbetmiştir, yaşam öyküsü de öyle. Bir ressamın yalnızlık ve yoksulluk ile geçen yine benzer bir trajedi ile biten ömrü. Bir ibret hikayesinden çok bir belki bir insana bir bütün olarak bakmamız gerektiğini hatırlatan bir eser. Büyük bir ressam ama neticede bir insan. Bunalıma girebilir, hastalanabilir, yalnız kalabilir, yoksul olabilir, sevilmeyebilir, terk edebilir ama aynı insan dünyanın en ilginç resimlerini kendi üslubuyla yapabilir.
Bir ressamı