“Vebadan saklanacak bir yer bulmak, bazı önlemler almak mümkündü hiç değilse, ama ne mesafe ne de engel tanıyan ve her yere sızabilen düşünceden nasıl saklanabilir insan?”
Yazarın okuduğum ikinci kitabı olan suskunlar. Tıpkı Puslu Kıtalar Atlası’nda olduğu gibi Osmanlı zamanında geçiyor. Atmosferi pka gibi olduğu içn okurken sık sık iki romanın karakterlerinin aynı sokaklarda geçmiş olabileceği aklıma gelmedi değil.Suskunlar’da yapılan pks göndermeleri de bu düşüncemi sağlamlaştırmış oldu.
Hiç Anar okumamış okuyuculara seslenmek, biraz tanıtmak istiyorum. Çünkü herkesin bu edebi zevki tatmasına vesile olmak hoşuma gider. Anar’ın edebi yeteneği o kadar güçlü ki yazılanları sadece okumak değil aynı zamanda tatmak, duymak, koklamak istiyorsunuz. Onu okurken yaşayan canlı bir anlatıma tanıklık ediyorsunuz. Geçen karakterlerle adeta tanışıyorsunuz, kitabı bitirdikten sonra da onları özlüyorsunuz. Söz varlığımızı yetkin kullanan nadir yazarlarımızdan olduğu için de yeri bambaşkadır. Çok fazla arapça-farsça karışık kelime kullanması okumayı yavaşlatmıyor. -sadece çok merak ettiğim tek tük kelimeye baktığım için benim açımdan öyle, yok ben tüm sözcüklere bakayım derseniz, normal okuma sürenizden daha uzun bir sürede bitirmeniz muhtemel- sonuçta edebiyat demek dilin sınırlarını zorlamaktır, yeni kelimelerle tanışmaya vesile olduğu için bile zevkle okunabilir.
Daha iki kitabını bitirmiş olama rağmen şunu savunabilirim ki sürprizli bir anlatımla kitabın içine içine çekiyor
Hayal gücünün yükseklerden inmediği, şaşırarak, güldürerek, ağlatarak okuyacağınız osmanlı musikisine doyacağınız nadide bir yapıt kendileri.
En çok aklımda kalan, etkilendiğim satırlar da nedense şunlar oldu: (sanırım yasak elmanın tadını çok merak ettiğim için)
...çünkü yamak, kendi tabiriyle o yasak meyvenin tadını elde etmek istiyordu...(s.228)
(Tarif için kitabı edinin ve okuyun) Suskunlar