Sonuçta, ne olursa olsun, kör bir adama önce yardım edip sonra arabasını çalmak ile can çekişen ve eli kolu tutmayan bir ihtiyarın mirasına göz dikerek onunla ilgilenmek arasında çok da büyük fark yoktur.
... bazen bedenimiz gevşeyeceği anı seçerken, sadece bütün sinirlerinin gergin ve uyanık olması gerektiğini söyleyen mantığını dinlemek yerine bazı korku ya da umutsuzluk anlarını seçer ya, onun da üzerine bir bitkinlik çöktü, gerçek bir yorgunluktan çok, bir sersemlik haliydi bu, ama onun kadar ağırdı.
Üç yaşındayken kucaklayıp sevdiğim yapma bebeği bana gösterseler, duyacağım yabancılık ve sergileyeceğim duygu değişikliği, daha birkaç hafta önce kendisi için yanıp tutuştuğum bir kızı büsbütün yabancı biri gibi karşımda görmek kadar beni hayrette bırakmayacaktı kuşkusuz.
Canımız sıkılmasın diye kendimizi sık sık uydurma işler, sahte meşguliyetlere bırakırız. Daha da kötüsü para için çalıştığımızı fark edebiliriz. O zaman para bir amaç, hedef ve en önemli eleman haline gelir. Dolayısıyla yalnızca bir amaca yönelik olduğunda çalışmak can sıkıntısına dönüşür. Boşuna nefret etmiyoruz demek ki, değil mi?