E.

Canımın yanmasından söz etmeyeceğim sana, değiştirelim konuyu. Bir yerlere gidelim. Bir yerlere; Ölüdeniz’e mesela. Ölü bir denize gidince nasıl mutlu olur insan? Ne tuhaf! Bir denizin ölüsüne bakıp da ağlamamak. Bir deniz nasıl ölür Allah aşkına? Edip Cansever gibi sorayım; bir deniz nasıl ölür? Can değil, kan değil, bir deniz nasıl ölür? Bir kadını öldürür gibi bir denizi öldürmek.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Öyle kızlar burada da çok, kendisi düzgün ama sevgilisi, kocası, abisi yaramaz. Sonra öldürüyorlar o kızları. Öldürülüyorlar herkesin gözü önünde; bıçaklanıyorlar, kurşunlanıyorlar. Çantaları bir yana savruluyor kaldırım kenarında; sahte çantaları, indirimden aldıkları ince paltoları, camı çatlak telefonları. Öleceğini bilen kadınlara özgü o vesikalık fotoğraflar kalıyor geriye. O fotoğrafları nüfus cüzdanları için çektiriyorlar sanıyorsun, hayır değil. O fotoğrafları yeşil kart almak için çektiriyorlar sanıyorsun, hayır değil. O fotoğrafları kaymakamlıktan yoksulluk kâğıdı almak için çektiriyorlar sanıyorsun, hayır değil. O vesikalık fotoğrafları ölmek için çektiriyorlar.
Masal diye bir şey yok. Bir çaresizlik var, masal diye bir şey yok. Masalı devletler uydurdu. Masalı Birleşmiş Milletler uydurdu. Suriyeli çocuklara anlatsınlar, Gazzeli çocuklara, Afrikalı çocuklara; ellerinde ölümden başka inanacak şeyleri kalmayan çocuklara.
Zaman geçiyor ve yaşlanmak, her geçen gün daha çok kelimenin canını acıtması demek. Sana ne anlatmaya kalksam gözlerimde yaşlar birikiyor bu yüzden. Eski fotoğraflarıma bak; eski fotoğraflara, daha cesur zamanlara, canımın daha az yandığı zamanlara. “Bu sen misin?” diye soruyor bazıları. Değilim. Anlatması uzun mesele. O ben değilim.
Türkiye kendi içinde kavga ediyor. Etnik, din ve milliyetçi kutuplaşmanın zaten üçe ayırdığı ülke, kendi içinde her birimde her ölçekte kavga ediyor ve ne yazık ki bir süre sonra bu ortam olağanlaşıyor. Sanki dünya, böyle bir kavga ortamıdır sanılıyor. İsyerinde kavga, evde kavga, kadın erkek arasında kavga, basında kavga, bankalar arasında kavga, sporda kavga, spor yazarları arasında kavga... Uzatın uzatabildiğiniz kadar... Çünkü biz rekabetle kavgayı birbirinden ayıramıyoruz.