Ve John şöyle dedi: "Kendimi bıraksam, seni öldüresiye sevebilirdim." Ama o kendini bırakmadı. Neden? Çünkü ben ona dokunmadım, ben onun görmek istedigi gözlerle onun gözlerinin ta içine bakmadım. Ki bunu yapabilirdim. Ama çok yorgunum, fazla asilim. Bu beni hasta ediyor. Onu istemezdim, bir kurban haline geldiğinde bile. Bu yüzden ona üstünkörü bunun olmasına izin vermeyeceğimi söyledim, şakayla karışık çünkü o inatçı çocuğun teki. Bunlardan daha kaç tanesini doğurdum ben.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Belki de kendimizi her şeyi isterken bulmamız aslında hiçbir şey istememeye tehlikeli ölçüde yakın olduğumuzdandır. Hiçbir şey istememenin iki zıt kutbu var: kişi fazlasıyla dolu ve zenginse ve iç dünyası zevk almak için dış dünyaya ihtiyaç duymayacak kadar çeşitliyse; çünkü zevk insanın benliğinin özünden doğar. Diğeriyse, kişi ölüyse ve içi çürümüşse ve dünyada hiçbir şey kalmadıysa: İnsanın o kırgın ruh dünyasının kurtlanmış özüne ulaşabilecek bütün kadınlar, yiyecekler, güneş ya da akıl oyunları yitip gittiyse.
Tanrı, Tanrı, Tanrı: Neredesin? Seni istiyorum, sana ihtiyacım var: Sana, aşka ve insanlğa inanmaya. Böyle kaçış yolları arayamazsın. Düşünmek zorundasın.
Sevmekten ve hissetmekten acizim artık: Kendi elimle yaptım bunu.
Bırak artık çocuk. Kolay olması gereken şeyler icin büyük engeller yaratıyorsun geride kalmış bir üne sırtını dayayarak yaşıyorsun.