Din denilen şeyin tohumları bile atılmamıştı daha. Görünmeyen bir dünya kavramı yoktu içimizde, salt gerçek dünyadan haberimiz vardı. Korktuğumuz şeyler gerçek şeylerdi; somut tehlikeler, geceleri ava çıkan hayvanlar. Bizim karanlıktan korkmamızın nedeni onlardı. Gece bastırdı mı inlerinden çıkıp karanlıkta kendilerini göremeyen zavallıların üstüne saldıran yırtıcı hayvanlar.
Belki de karanlıkta gerçeküstü bazı varlıkların yaşadığı düşüncesi de karanlıkta gerçekten yaşayan bu yırtıcı yaratıkların uyandırdığı korkudan kök alarak gelişmiş ve zamanla görünmeyen korkunç bir dünyanın varlığına inandırmıştı insanları. İnsanoğlunun imgelemi geliştikçe ölüm korkusu da artmış olabilir öyle ki ahali bir yerde karanlıkla ölümü özdeşleştirip o karanlığı hayaletlerle doldurmuştur sonunda.
Örneğin boşlukta kayma (ya da düşme) düşleri vardır. En yaygın düş olaylarından biridir bu ve hemen herkesin başından geçmiştir.
Hocamın açıkladığına göre ırksal bir anıymış bu. O pek uzaktan akraba olduğumuz Ağaç Adamları'ndan kalmaymış. Ağaçlarda yaşayan bu yarı-insanlar için yüksekten düşme tehlikesi çok büyük ve somut bir korkuyormuş. Birçokları böyle bir düşme sonucu can vermişler; hemen hepsinin başından da korkutucu düşme olayları geçmiş; hayatlarını ancak alçak dallara tutunarak kurtarabilmişler.
Bu şekilde son dakikada önlenen korkunç bir düşüş, büyük bir şok yaratırmış. Blu şok da birtakım molekülsel değişimlere yol açarmış. Bu değişimler sonraki kuşakların beyin hücrelerine aktarılmış ve kısaca ırksal anılar haline gelmişler.
Yani siz ya da ben uykuda ya da tam uykuya dalacağım sırada boşlukta düşer gibi olup da yere değmezden bir saniye önce yerimizden sıçradığımız zaman, ağaç tepelerinde yaşamış olan dedelerimizin başına gelenleri hatırlamaktan başka bir şey yapmıyoruz. Beyin hücrelerinde meydana gelen değişimler bu duyguyu kalıtımsal hale getirmiş.
Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.
İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!
Ş.Erbaş