Kore'ye gelmeden önce, zihnimde minik bir hayal canlanmıştı. Sevgilim olsun ve aynı evde yaşayalım diye düşünmedim hiç. Daha ziyade, her gün işe gidip yorucu bir günün sonunda, en yakın kız arkadaşımla dışarıda bir barda oturup içki içerek sohbet etmeyi, ardından da kendime ait, huzurlu ve küçük bir eve dönmeyi hayal etmiştim.
Zamanla bir sevgilim olsaydı, birlikte kafelere giderdik. O, karşıma değil yanıma otururdu. Yolda yürürken ansızın başımı okşardı. Söylemeden, elimdeki ağır yükü almak isterdi. Birlikte eğlenir, derin sohbetler eder, film izler ve sinemaya giderdik. Birbirimize odaklanırdık.
Beraber yaşadığımızda, ben yemek yaparken bana yardım etmek isterdi. Yemekleri birlikte yapar, ardından bulaşıkları beraber yıkardık. İşten eve döndüğümde beni karşılar, benimle oturup sohbet eder ve günümün nasıl geçtiğini sorardı. Birlikte oyunlar oynar, o işe giderken ben ona sürprizler yapar, lezzetli yemekler hazırlardım. O da bana böyle sürprizler yapardı ve bu beni çok mutlu ederdi. Yolda yürürken küçük bir anahtarlık görüp beğensem, beni mutlu etmek için alırdı ve o an dünyanın en mutlu kızı olurdum. Küçük şeyler görüp beni düşünerek aldığında yine çok mutlu olurdum. Beni ve düşüncelerimi önemser, bana değer verirdi. Benim isteklerim ve düşüncelerim onun için bir yük ya da gereksiz değil, değerli ve anlamlı olurdu.
Uzun zamandır bu duygulardan yoksun kaldım. Sürekli bastırıldım ve hep dediğim şeylerin değersiz, düşüncelerimin önemsiz olduğunu hissettim. Evet, sevgilimle birlikte yaşadım. Yemeğim ve kiram hep ödendi, bu beni maddi rahatlığa alıştırdı. Para sıkıntım olduğunda sevgilim tarafından çözüldü ve maddi açıdan hep rahattım. Ama manevi açıdan aynı şeyleri söyleyebilir miydim? Hayır, ruhen hep eksik kaldım. İçimde bir boşluk, kalbimde bir özlemle yaşadım.