“Hayat, kişinin durmadığı, birbirini izleyen bir trenler, yollar, gemiler dizisiymiş gibi. Derdimi anlatamıyordum. Gitgide daha uzağa gitme isteği. Ama kişinin hiç dönmeyeceği bir uzaklığa. Hep ilerlemek.” ️Sizce de doğru söylememiş mi Zeze? ”Küçüğüm, hayat böyledir. İnsanlar hep çekip giderler. Yürek unuttuğundan ve pişmanlıklar öldüğünden değil. Birtakım şeyler, sevecenliğimizde kalmayı sürdürür hep. Ama insanlar gerektiği anda gitmek zorundadırlar.”
️ Ya Maurice o da doğru söylememiş mi ? Niçin büyümeli? İstemiyorum. Hiçbir zaman istemedim. Ama zaman durdu, ben devam ettim. Aslında, kimse insanların acıya katlanma gücünü bilemez. Tek bilen kendi yüreğimizde. Ve neye yarar?”
️ Burda da çok haklısın Zeze. Bende hiç büyümek istemedim ama büyüyoruz işte. Hatta büyüdüğünü fark etmek hayatın sana sunduğu en büyük acılardan biri olabilir belki. ️Kitapları kendi içinde kıyaslamak ne kadar doğrudur bilinmez ama biz insanlar hep kıyaslama yapmıyor muyuz zaten? Şeker Portakalı daha güzeldi buna karar verdim kendimce. Beni Zeze’nin minnak yüreği, masumluğu, boyundan büyük laflar etmesi daha çok etkilemişti. Aslında “Güneşi Uyandıralım”ı elime aldığımda çok heyecanlanmıştım ama okurken heyecanımı biraz yitirdim. Yer yer sıkıldım da hatta ama 3.bölüm beni mahvetti. (Kitap 3 bölümden oluşuyor.) Yani kitabı sevmeme neden oldu. İlk iki bölümde altını çizecek yer çok bulamazken 3.bölümün her sayfasını çizmişim. Olayların duygusal boyutu burdaymış.