Içimden şunları geçirdim : Hadi, iyi yaşamak, iyi gün görmek istiyorum. Gel gör ki, bu da boştu. Gülmeye dönüp dedim ki, "Delisin sen." Sevince dedim ki, "Nedir yaptığım?" O zaman Gönlümden şu düşünce geçti : vücudumu şaraptan çekeyim, kalbimi bilgeliğe eğiteyim, deliliğin ne olduğunu anlayayım, ta ki insanların, gökkubbenin altında yaşadıkları sürece neyi yapmalarının doğru olduğunu öğreninceye kadar.
Gördüm ki, benim çevremin insanları, içinde bulunduğumuz bu korkunç durumdan kurtulmak için dört yol bulmuşlar. Birinci çıkış yolu, bilgisizlik yoluydu. Bu, şundan ibaretti:
Hayatın bir bela ve saçmalık olduğunu bilmemek ve kavramamak. Bu grubun insanlari -ki çoğu kadın, ya da çok genç olanlar, ya da çok saf erkeklerdi- Schopenhauer'u, Hz. Süleyman'ı
Budda'yı rahatsız eden hayat sorusunu henüz kavramamışlardı.
İnsan, bildiği şeyi bilmeye son veremez.
Sen nesin, varlık nedir, nerden bileceksin?
Dünyan esen yel üstüne kurulmuş senin.
İki yokluk arasında bir varlık seninki:
Hiçlik ne varsa çevrende, sende bir hiçsin.