Nursel

Nursel
+Eğer bana sinirlenirsen ne yaparsın? -Bulur buluşturur şiir ezberlerim. Gabbeh Şeftaliler dünyasında elma sosu istememelisin Johnny
Kardeş, bu cemiyet temelinden doruğuna çürümüş.Bugün bakan bakanken rüşvetsiz bir iş yaptıramıyor. Halimiz bitiktir, ahlâk sıfır...
Sayfa 321
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bu beni kötü vurdu... Bilemiyorum
—Bacım, dedim , kimden neye böyle kaçıyor­sun? Bu kasabada yabancın yok ki senin...Yiğenlerin, ağaların, emmilerin, hepsi senden . Kuzu bile kurt­tan, sizin er kişiden kaçtığınız gibi kaçmaz... —Anam, bacım ol, nedir bu, söyle bana... Seni bu erkekler yemez. Bak, işte sen bana sırtını dönüp duvara kapanmadın , ne iyi...Ya şu ağzını neden yazmayla ka­pamışsın?.. Daha neler söylediğimi şimdi tam olarak anımsayamıyorum. Ben böyle deyince kadın birden çenesindeki bezi çekip ağzını açtı da, — Aha gördün mü? dedi. Ağzında bitek diş yoktu. Kızgınlıkla —Neden kapanırmışız! Bizde insan arasına çı­kacak surat mı kalmış... dedi. Hırsla tenekelerin tahtadan tutamaklarına sarılıp yürüdü. Donakaldım. Bu kadının isyanını şehir ay­dınlarına anlatabilseydim... Ağlamaya başladım.
Sayfa 283
Kadınlar yolda, bürüklerinin içine dolanmış, yalnız tek gözleri açık, öyle geziyorlar. Bu denli kapandıkları da yetmezmiş gibi, uzaktan bir erkeğin geldiğini gördüler mi, daha elli adım ara varken hemen önlerini duvara dönüp , erkek elli adım geçesîye sırtları dönük , oturup bekli­yorlar, onları böyle görmek , insanı insanlığından utandırıyor.
Sayfa 283
Doktorlar anlamadı ama, ben hastayım. Hastalığımı biliyorum:Umutsuzluk, kırgınlık... Ruh çöküntüsü içinde gittikçe kendimden ayrılıp başka bir insan oluyorum. Bu umutsuzluk, ne yapmam gerekli olduğunu bilmememden geliyor. Ne başkaları için yaşıyabiliyorum , ne kendim için... Başkaları için yaşıyabilsem, kendim için de yaşamış olacağımı, umutlanacağımı biliyorum, ama nasıl?..
Sayfa 283
Bu köylünün hepsi de İstanbul hanlarında, apartmanlarında kapıcı durmuşlar, o hanların, apartmanların kaloriferli, mavi, pembe , beyaz fayans döşeli helalarını yıkayıp temizlemişler. Ama köylerine dönüşlerinde kendilerine helâ yapmamışlar. Neden? Neden böyle, diye hiç düşünüyor muyuz? Görgüsüzlük desen; değil, işte helanın en güze­lini yıllarca görmüşler, temizlemişler, kullanmışlar da... Ama yine de kendilerine helâ yapmıyorlar. Gör­mek, tek başına bir işe yaramıyor. Kişinin, o gördüğünü alacak, benimseyecek bir düzeye yükselmesi gerekiyor. O yere yükselmedikçe ne görse boş... Bunlar; yıllarca temizledikleri helaların, kendileri gibi insanlar için değil, yalnız kapıcı, odacı durdukları han ve apartımanlarda yaşayan insanlar için olduğunu sa­nıyorlar. İşte biz bu halka "akıllı, bilgili, anlayışlı, sezgili" diyoruz. Yalan. Onları da, bizi de kandırmışlar, aldat­mışlar. Biz de o yalanlara aldanıp körü körüne halk dalkavuğu olmuşuz. Acı gerçekleri öğrensek, öğretilmeden, eğitilmeden, halkın bilgili, anlayışlı olamıyacağını kavrasak, o zaman ne yapmamız gerektiği üzerinde düşüneceğiz. Ama "Halk bilir, anlar" deyince düşünceye yer kalmıyor artık... Şehirlerin kaloriferli, pırıl pırıl fayans döşeli helâlarını kullanıp da evinde helası bile olmayan insan­lara, "Halk bilir, halk anlar!" diye ' yaptığımız halk dalkavukluğumuza,, içine düştüğümüz aptallığa bak... Halkı daha çok soymak için, bizi de kandırmışlar, halk dalkavukluğunu "Halkçılık"sanmışız.
Sayfa 281