"Er ya da geç acıya alışacağımı düşünüyordum. Acıya alışıyordu insan, bir şekilde alışıyordu nasılsa, sırt ağrılarına alışan işçiler gibi. Bazen, evet, acı baskın geliyordu. Demek alışmak değildi bu tam anlamıyla, uyum sağlıyordu insan, acısını gizlemeyi öğreniyordu. Babamın çektiği acıları hatırlıyordum, inlerdi bütün gece, aradaki duvarları delip geçen çığlıklar atardı sırt ağrıları yüzünden, hatta ağlardı, sonra doktor gelir, ona kortizon iğnesi yapardı ama hepsinden önce annemin endişeli soruları, -doktora verecek parayı nasıl bulacağız şimdi. Öte yandan, bizde hep var bu sırt ağrıları, genetik, üstüne bir de fabrika, olacağı bu- diyen annem bu sorunların bir sebep değil fabrikada çalışmanın yıpratıcı tahribatının sonucu olduğunu anlamazdı."
“Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir?”