Sona Qasımlı

Sona Qasımlı
(✯ Yağış yoxdursa ,çiçəkdə yoxdur..
Korkuyu Beklerken’deki öyküleri anlatması istense, beceremezdi. Ne adlarını sayabilir ne de konularını sıralayabilirdi. Çünkü ne o kadar kelime vardı zihninde, ne de o kelimeleri taşıyacak düşünceleri. Ama dediği gibi, ölene kadar oradaydı. Hatta öldükten sonra bile...Orada... Daima... Gökyüzü ya da başka boyutların görünmez bir katmanında, yan yana, iç içe, iyilik ve adı konmamış bir huzurla harçlanmış biçimde...
Sayfa 173·Kitabı okudu
Hayat ve İnsan
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Çocuklar, temizledikleri mezarların üzerinde uyuyakalınca hiçbir şey olmuyordu. Güneş batınca, mezarların arasında saklambaç oynamaya başlayınca da bir şey olmuyordu. Hiçbir şey hissetmiyorlardı. Hiçbir şey eksilmiyor ya da bozulmuyordu. Bunun farkına en çabuk varan da yine onlar oluyordu. Belki de eksilme ya da bozulma buydu: Hiçbir şey hissetmemeleri...
Sayfa 131·Kitabı okudu
1000Kitap
"Büyüme"
İnsan doğar. On-on beş yıl sonra dünyanın nasıl bir tezgâh olduğunu ve doğumla ölüm arasına nasıl hapsedildiğini fark eder. Bu aslında bir histir, bilgi değil. Ve ilk tepkisini verir. Avazı çıktığı kadar bağırarak. Bu çığlık, bir kalabalığın içinde cüzdanını çaldırdığını fark eden kişinin çaresiz haykırışına benzer. Önce, aşağılayan ve umursamaz bakışlar atan kalabalık, sonra da aşırı gürültüye dayanamayıp, içlerinden birini, bağırıp çağıranla konuşmaya gönderir. O da gidip “Biz de çaldırdık cüzdanı, ne var? Senin gibi kıçımızı yırtıyor muyuz?” der. Böylesi bilimsel bir müdahale için, genelde diplomalı olanlar tercih edilir. Kalabalığın kayıtsızlığı karşısında yavaş yavaş sesi kesilen yaygaracı, gerçeği kabullenir ve çevresindeki boşluğu insanlarla doldurur. Buna, büyüme denir.
Sayfa 79·Kitabı okudu
Hayat
On altı yıldır atan kalbi savaş bandosu gibi çarpıyordu. Kazanılmış bir savaşın bandosu gibi. Gülüyordu Derdâ. Gözyaşları kahkaha atan dudaklarından damlıyor ama kimse görmüyordu. Stanley’nin de bir zamanlar sözünü ettiği gibi, Derdâ, aslında, ne yürüyor ne de koşuyordu. Şehrin ışıklarının altında, rengârenk bir kelebeğin siyah gölgesi gibi "uçuşuyordu".
Sayfa 68·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Neydi bize duygularımızı saklamayı öğreten şey?.. Hayat değildi, diğerleriydi. Duygularımız yüzünden yargılana yargılana saklanmayı öğreniyor ve belki de sürekli herkesten sakladığımız duygularımızı bir zaman sonra artık hissedemiyor, ruhumuzun rengini, varlığımızın neşesini feda ediyorduk yargılanmamaya. Siyah-beyaz oluyorduk....soluyorduk.
Hayat ve İnsan