Çünkü insan denilen varlıktan midem o kadar bulanmıştı ki buna ilaç olacak düşüncelere ihtiyacım vardı. Hastalığı geçirmeseler de bir süreliğine semptomu yok ediyor, en azından bulantıyı durduruyorlardı. Üstelik bu düşünce bir placebo değildi! Gerçekten de insan, konuşmasının yasak olduğu yerde çığlık atmanın bir yolunu mutlaka buluyordu.
Çıkıp sokaklarda gezinmeye başladım. Tanrım, başladığım yere dönmüş sokakları arşınlıyordum yine. Etrafındaki yüzlere baktım. Yüzümün onların yüzlerinden farklı olmadığını biliyordum. Kanı çekilmiş, gergin, endişeli, yitik yüzler. Köklerinden koparılıp güzel bir vazoya yerleştirilmiş çiçeklerden farksız yüzler. Bir an önce kentten çıkmalıydım.