"Nereye kaçarsan kaçsın; ister şehir gürültüsüne, ister dağ evine. İnsan, kendi zihnine, hislerine, kendi bilincinin içine mahkum. Tebdil-i mekanda ferahlık olabilir, ama mesele tebdil-i fikirdedir; hastalıklı düşüncelerden kopup varoluşunu 'her yerde' kabullenebilmeli insan.Kendinden kaçış yoksa kendinle barıştan başka bir yol yoktur."
"Hiçbir partiden değilim. Beni mahveden de bu oldu. Benim bütün politikam şu: Müziği, resmi severim. Güzel bir kitap benim için bir olay kadar önemlidir."
Bizler küçük kümeler halinde, öbek öbek yaşamaya alışmışız. Aynı düşüncede olduğumuz kişilerden uzaklaşmak istemediğimiz gibi, kümemizdeki farklı düşünceye sahip kişileri de küçük görmekten kurtulamayız. Bu bir çeşit düşünce aristokrasisi... Başkalarını küçümseme beynimizde zararlı bir ur değil mi?
Her şeyi iyi yanından görmeyi kim öğretti bize? Acıyı görmeyen insan, umutsuzluğu yaşamayan, iliklerine dek
kederin işleyip yaralamadığı bir insan, mutluluktan,
umuttan, sevinçten ne anlar?
Şükrü Erbaş