Akıl ve Tutku, Jane Austen’ın yazdığı ilk roman olma özelliğini taşımakta. Bu yüzden olsa gerek Gurur ve Önyargı kadar başarılı bir eser değil. Roman, iki kız kardeşin yaşadıkları aşkları ve toplum içinde var olma mücadelelerini konu alıyor. Kadınların kendi benliklerini bulmaya çalışırken, dönemin toplumsal baskılarıyla nasıl baş etmeye çalıştıklarını görmek zaman zaman insanın sinirini bozabiliyor. Çünkü o dönemde yapılan evlilikler, duygusal bir bağdan çok sınıfsal ve ekonomik kazanç açısından önem taşıyordu.
Jane Austen, bu duruma kendine özgü alaycı üslubuyla değiniyor. Romanın ana karakterlerinden Elinor, akılcı ve mantıklı bir yaşam biçimini benimserken; kardeşi Marianne, duygularını bastırmadan, doğallığıyla ve tutkularıyla hareket etmeyi tercih ediyor. Eserde bu iki zıt karakter üzerinden akıl ve tutku arasındaki çatışma çarpıcı biçimde işlenmiş.
Kendi düşüncelerime gelecek olursam, kitabı okurken yer yer sıkıldığımı söylemeliyim. Özellikle bazı diyaloglar beni boğdu; bitsin artık dediğim, gereksiz bulduğum bölümler oldu. Sonuca da pek anlam veremedim; kabullenemediğim durumlarla karşılaştım. Hatta 6 puan vermeyi de düşündüm ama yazarın dönemi yansıtma biçimini başarılı bulduğum için 7 puan vermeyi uygun gördüm.
Gurur ve Önyargı’yı beğendiğim ve bu kitaba da yüksek puanlar verildiğini gördüğüm için büyük bir hevesle başlamıştım ama biraz hayal kırıklığına uğradım. Yine de okumak isteyenlerin hevesini kırmak istemem; sadece çok yüksek bir beklentiye girilmemesini naçizane tavsiye ederim. Kitapla kalın.