Küçükken hep, insanı diğer canlılardan ayıran en büyük özelliğinin düşünüp, düşündüklerini açıklayabilme/aktarabilme ve anlayabilmek olduğunu söylemişlerdi. Büyüdükçe düşünebildiğimi fakat düşündüklerimi yeterince açıklayamadığımı fark etmeye başlamıştım. Önceleri suçu hep diğer insanlara atardım. "Nasıl anlamazlardı ki beni? Bu kadar açık ve net olan durumları? Nasıl benim gibi düşünmezlerdi?". Daha sonraları kendime çevirdim eleştirilerimi. "Neden düşündüklerimi anlatabilecek kadar kelimelere hakim değildim? Kendi anadilimde bile kendimi açıklayabilecek kadar kelime bilmiyorsam nasıl anlatacaktım ki kendimi ve düşüncelerimi dünyaya?". Bunun üstesinden gelmek için okumaya başladım. Ferdinand de Saussure , Noam Chomsky, John Locke, Ludwig Wittgenstein, Roman Jakobson ve dahası... Sonra ise Alejandro Jodorowsky ile tanıştım. "The Holy Mountain" beni öylesine etkilemişti ki kendimi daha iyi nasıl açıklarım? sorusunun cevabını kelimelerde değil başka bir yerlerde aramam gerektiğini düşünmeye başladım. Filmleri izlerken artık cümlelere değil görüntülere odaklanmaya başlamıştım. Çekim tekniklerinin bir "dil" olduğunu öğrendim. "İyi" yönetmenleri, kullandıkları çekim teknileri ve açılarla, odaklandıkları nesnelerle tanımaya başladığımı farkettim. Ama bu süreç hala istediğim cevabı sağlayamıyordu bana. Çünkü kendimi anlatmak için sürekli film çekemezdim ya da daha doğrusu o kadar yetenekli olduğumu da düşünmüyordum. İşte tam bu sıralarda "fotoğraf" bu arayışıma bir nevi son verdi. Artık Jodorowsky'nin de dediği gibi "sembolleri" kullanıyorum. Eğer kendinizi anlatacak kelimeleri bulamıyor ve bu yüzden kendinizi bir köşede sıkışmış hissediyorsanız, kelimelerden başka kullanabileceğiniz birçok yol olduğunu unutmayın..
A. Jodorowsky: " What I am trying to do when I use symbols is to awaken in your unconscious some
"Büyük aşkları bilirsin. Öpüşmek yok. Öpüşme yok. Hiçbir şey yok. Çok saf! Bu yüzden büyük. Duygular.. Dile getirilmeyen duygular unutulmazdır."
Nostalghia, Andrei Tarkovsky'nin muhteşem eserlerinden bir diğeri.. Bu başyapıt bana göre, "yabancılaşma" kavramını sinema tarihinde en iyi anlatan eserlerin başında geliyor. İnsanın "ev" dediği ve öyle hissettiği yere dönmeye dair gerçekçilikten biraz uzak, biraz büyütülmüş özlemini ve sanatın kültür ile beraber hayran kalınası doğasını beyaz perdeye taşıyor. Tarkovsky bu filmi çekerken " Rusya'da daha fazla yaşayamam, ama burada da yaşayamam" dediğini düşünürsek eğer birçok filminde olduğu gibi, bu filmde de kendi hayatından ve iç hesaplaşmalarından parçalar sergiliyor bizlere. Filmin ana karakteri Andrei Gorchakov ile bize bunu gösteriyor Tarkovsky. Gorchakov; İtalya'nın tüm güzelliklerine rağmen Rusya'daki hayatının hayalleri ile lanetlenmiş ve, yaratıcı hedeflerine ulaşmak için vatan hasreti ile mücadele etmesi gerekiyor.
Tarkovsky, "Sculpting in Time" adlı eserinde "esasen zamanın kendisinde var olan içsel, ahlaki niteliklerle" ilgilendiğini yazmıştı. Ve birçok farklı röportajında ise filmlerinin, izleyicilere "zamanı hissettirmesini" istediğini dile getirmişti. Çünkü Tarkovsky için "seyirci" ancak bu şekilde sadece "seyirci" olmaktan çıkar ve gördükleri ile doğrudan iletişime geçebilirdi. Bana kalırsa Nostalghia bunu harika başarmış bir yapıt.
Çekimler, sahneler, seçilen mekanlar gibi konulara girmeyeceğim. Hem bunlar hakkında yorum yapacak kadar yetkili hissetmediğimden hem de filmi aşırı beğendiğim için bu konularda tarafsız yorumlar yapamayacağımdan bu kararı aldım.
Bu film üzerine yapılan çalışmaları okuduktan sonra tekrar tekrar filmi izlemek ise tek kelime ile "harikulade". Tarkovsky'nin metaforlar yaratma ve
İnsanlık tarihinin gelişimini başından sonuna kadar izleyebilmeyi isterdim.
credit: SELFIE STICK 1957 - Man Taking A Selfie In 1957 Using A Stick Of Wood To Activate The Camera
An'ların her zaman önemli olduğunu düşünürüm. Bu yüzdendir ki bence insanlık tarihinin en önemli icatlarından birisi fotoğraf makinesidir. Bizleri oluşturan An'ların saniyelerde sınırlı varoluşlarını, onları dondurarak uzatmak ve hikayelerimizi saklama imkanı vererek bu tezimin altını sonuna kadar doldurduğu kanaatindeyim. Hayatın An'larına farklı bir perspektiften bakmak isterseniz eğer Laura'ya bir şans verin derim. Laura kendini bir hikaye anlatıcı olarak tanımlıyor. Paylaşımlarından daha fazla kare paylaşmak isterdim ama bunun etik olduğunu düşünmüyorum. Laura'nın sanatından umarım benim kadar zevk alırsınız.
14.11.23 M.E.
Photo by Laura Makabresku "self-portrait with my dear Husband, 2022"