Genç adam kendini kanepeye bırakarak başını öte yana çevirdi. “Aşkımı öldürdün,” diye söylendi.
Kız ona anlamamış gibi bakarak güldü. Dorian karşılık vermedi. Kız geldi, o minik elleriyle onun saçlarını okşadı. Diz çöktü, onun ellerini dudaklarına bastırdı. Dorian ellerini çekti, bedeninde bir ürperti dolaştı.
Sonra yerinden fırlayarak kapıya yürüdü. “Evet,” diye bağırdı. “Aşkımı öldürdün sen benim. Eskiden hayal gücümü beslerdin. Şimdi merakımı bile uyandıramıyorsun. Zerrece etkilemiyorsun beni. Ben seni sevdimse şahane olduğun için sevdim; üstün yeteneğin, zihinsel gücün vardı, büyük şairlerin hayallerini gerçekleştiriyor, sanatın gölgesine biçim veriyor, somutluk katıyordun. Bunların hepsini fırlatıp attın. Sığ ve aptalsın. Ulu Tanrım! Ne delilikmiş seni sevmek! Ne kadar aptalmışım! Gözümde hiçsin artık. Bir daha asla görmeyeceğim seni, asla düşünmeyeceğim. Adını asla ağzıma almayacağım. Eskiden benim gözümde neydin, bilmiyorsun. Bir de ben... Of, düşünmeye bile dayanamıyorum! Keşke seni hiç görmemiş olsaydım! Hayatımın büyük aşkını mahvettin. Aşkın senin sanatını bozuyor madem, sen aşkı hiç tanımıyorsun demektir! Sanatın olmayınca sen bir hiçsin. Ben seni ünlü, parlak, şahane biri yapacaktım. Dünya senin önünde diz çökecekti, sen de benim adımı taşıyacaktın. Şimdi nesin ki? Güzel yüzlü, üçüncü sınıf bir aktris.”