Beni bir gün unutacaksan, bir gün bırakıp gideceksen, boşuna yorma derdi; boş yere mağaramdan çıkarma beni. Alışkanlıklarımı özellikle yalnızlığa alışkanlığımı kaybettirme boşuna.
.
fatih'in, karagümrük'ün, balat'ın arka sokaklarında saatlerce yürür, açık perdeler arasından ev içlerini, akşam yemeği yiyen ailelerin mutluluğunu seyreder, sık sık "Füsun şuralarda bir yerde" duygusuna kapılır, kendimi iyi hissederdim.
“Sizin çiçekleriniz, bahçeleriniz, ağaçlarınız çok güzel olmalı. Yoksa bu renkler böyle güzel olmaz, onları dokuyan da böyle güzel bir bahçe hayal edemezdi.” Elinin sırtını halının yönünce gezdirmeye devam etti. “Hem bu kadar ince ve bu kadar çok düğüm; onları dokuyan kör olmaz mı?” Setterhan, Azamʼın gözlerini, o hayat bağışlayan tekinsiz iki kuyuyu düşündü. Pembe güllere dokundu. Kötürüm bir imayı aşıp da kelimeye dökülmemiş aşkın baharı ve bahçesi onun içindeydi haddizatında. Şu Piruz, asıl hayal sularının kendi içinde aktığını bir bilseydi. Böyle bir keder evinde bile nedensiz gülümsemek istedi Setterhan. Aşk olunca en çok da ölüm hükmünü kaybediyor ve insan kendisini ölümsüz zannediyordu. Bu ölümsüzlük vehminin verdiği geniş cesaretle, gözleri bir noktaya dikilmiş: “Kör değiller ama insanı kör edebilirler”dedi.
Kuşçu: Demek ki sen hâlâ incinebiliyorsun. Sevdiğine gücenebiliyorsun. Engin denizler gibi ol Yusuf’um. Bir taş atmayla bulanma. İnsanların yaptığı seni incitiyorsa sen hâlâ sığ su sayılırsın.