Dostoyevski'nin medeniyeti nasıl tanımladığını biliyor musunuz? Kibar cinayetler, diyor; takım elbiseli ve daha zarif cinayetler, soykırımlar, savaşlar, diyor. Medeniyet, bizi ileri götürmedi; yaptığımız zulmü daha zarif ve incelikli bir hâle dönüştürdü, diyor.
Ben Türk'üm Türk esir olmaz!
Ben Türk'üm Türk bayraksız olmaz!
Ben Türk'üm Türk devletsiz olmaz!
Ben Türk'üm Türk ezansız olmaz!
Ben Türk'üm Türk hürriyetsiz olmaz!
Romeo:
Yarayla alay eder, yaralanmamış olan.
Bak nasıl da sararıp soluvermiş Tanrıça kederden
Sen ondan çok daha güzelsin diye.
Kıskandığı için vazgeç ona bağlılıktan,
Tüm göklerin en güzel yıldızlarından ikisi,
Yalvarıyorlar onun gözlerine işleri olduğundan:
Biz dönünceye dek siz parıldayın, diye.
Gözleri gökte olsaydı, yıldızlar da onun yüzünde;
Utandırırdı yıldızları yanaklarının parlaklığı,
Gün ışığının kandili utandırdığı gibi tıpkı.
Öyle parlak bir ışık çağlayanı olurdu ki gözleri gökte,
Gece bitti sanarak kuşlar cıvıldaşırdı.
Bak, nasıl da dayamış yanağını eline!
Ah, eline giydiği eldiven olaydım da
Dokunaydım yanağına.