İnsan kendini tümüyle manevi değerlere, Tanrıya yaklaşma çabasına, ermişlik idealine adama olanağına sahiptir. Bunun tersine, kendini tümüyle içgüdüsel yaşama, duygularının isteklerine teslim edip çabasının anlık hazlarının kazanımına yöneltme olanağıyla da donatılmıştır. Birinci yol ermişliğe, manevi şehitliğe, Tanrı uğruna kendini feda etmeye ikinci yol ise zevkperestliğe, iç güdüler uğruna canını vermeye, çürüyüp kokuşmalar uğruna Kendini gözden çıkarmaya götürür kişiyi. İşte orta sınıf insanı Bu ikisi arasındaki ılıman iklimde yaşamaya çalışır. Asla kendini gözden çıkarmaz ne çilekeşliğe ne de zevkperestliğe adar kendini, asla canını vermeye kalkmaz, asla yok olmayı istemez. Tersine onun ideali nefsinden el çekmek değil benini ayakta tutmaktır ne ermişlik ne de onun karşıtı uğrunda çaba harcar. Kayıtsız şartsız taraf tutmak onun katlanamayacağı şeydir Tanrıya olduğu gibi zevkerestliğe de kulluk etmek ister erdemli olmaya çalışır öte yandan bu yeryüzünde biraz daha adam gibi rahat yaşamaya bakar. Kısacası aşırı uçlar ortasında şiddetli rüzgarlardan fırtınalardan korunmuş sağlığına yararlı ılıman bir bölgede yerleşmeye uğraşır bunun üstesinden gelirse de kayıtsız şartsızlığa ve aşırılığa yönelik bir hayatın sağlayacağı yaşam ve duygu yoğunluğundan da el çekmek zorunda kalır hayatı yoğun olarak yaşayabilmenin tek yolu faturayı bene ödetmektir. Orta sınıftan biri için kendi beyninden kuşkusuz yeterince gelişmeyip güdük kalmış bu benden daha değerli bir şey yoktur. Dolayısıyla yoğunluk pahasına kendini ayakta tutar güven içinde yaşar Tanrıya sevdalanmışlığını verip vicdan rahatlığını alır karşılığında, hazzı verip hoşnutluğu, özgürlüğü verip rahatlığı, ölümcül ateşi verip tatlı sıcaklığı alır. Bu yüzdendir ki yaradılış bakımından orta sınıfa mensup biri güçsüz bir yaşam