Muhammes-i Sırr-ı Pinhân
Gönül mülkünü vîrân eyledim, sen bâd-ı sabâ ol deyü,
Cihânın derdini sînemde topladım, sana safâ ol deyü.
Uzaklaştım o kûyundan, bu cismim dertle hebâ ol deyü,
Sükûtun perdesin çektim dilime, bî-sadâ ol deyü,
Bu hicrân u sitem, bu âh u feryâd bil ki senin içindir.
Sen bir şâh-ı cihânsın ki yakışmaz semâna gubârım,
Ben bir tûfân-ı bî-rahmım, helâk eylerdi rüzgârım.
Seni kendimden âzâd eylemekti yegâne karârım,
Bu yüzden terk-i yâr ettim, kalmadı sabr ü karârım,
Kendi elimle kendimi yakışım bil ki senin içindir.
Beni bî-rahm ü zâlim bil, sitem et her nefeste bana,
Dilersen nefrîn et adımı andıkça yâna yana.
Yeter ki bir leke gelmesin o pâk u nezih cânına,
Uzatmadım elimi, bulaşmasın diye kederim dâmânına,
Sana yabancı bir el gibi bakışım bil ki senin içindir.
Kader râhımızı kesti, siyah bir perde gerildi araya,
Ben kendi rızâmla râzı oldum bu onulmaz yaraya.
Sen saraylar içinde kal, beni fırlat gitsin o sahrâya,
Akıttım gözümün yaşını, döndü sînem durulmaz deryâya,
O deryâda tek başıma batışım bil ki senin içindir.
Alp’a varsın vefâsız desinler, o ahdini bozmaz aslâ,
Sırrını fâş eyleyip de rûhunu incitmez bir nebze yasla.
Gider bu diyardan sessizce, kalbini avutur bu vuslâ,
Baş başa kaldı şimdi o eski, o dertli yâsla,
Mülk-i dilimi kendi elimle yıkışım bil ki senin içindir.