Kemal Tahir'i okumak Anadolu’daki hayata birebir tanık olmak gibi. Gerçekçi olayları ve geçtiği ortamdaki dili kullanmasıyla o zamana ve yere ışınlanıyorsunuz resmen. 1940’larda geçen Kelleci Memet’te de farklı değil. Zaten olayın geçtiği cezaevinde bir dönem yatan yazarın gözlemleriyle beslediği roman bir kat daha gerçekçi oluyor. Sanırım İstanbul’dan gelen gazeteci mahkum Murat karakteri kendisi.
Çankırı Cezaevi’ne, ağasını vurduğu için düşen 16 yaşındaki Memet’in etrafında dönen olayları okuyoruz romanda. Gariban Memet ağasının yanında da, cezaevinde de itilip kakılan bir karakter. Osman ağanın üvey kızına sevdalı ama kızı alıp kaçma cesareti bulamamış, sonuçta “yanlışlıkla” ağasını öldürüp hapse düşmüştür. Ağanın oğlu Yusuf da, üvey annesi ile beraberdir. Tam sabah programlarında gördüğümüz bir aile ilişkisi anlayacağınız.
Hapishanedeki güç savaşları, köydeki dalavereler, halkın yoksulluğu, garibanlığı…
İkinci Dünya Savaşının eşiğindeki Dünya, Devlet-köylü ilişkisi, bütün bunların psikolojik yönleriyle okumaya değer bir kitap Kelleci Memet. Ama insan düşünmeden edemiyor Kemal Tahir'i büyük bir yazar yapan unsurlardan biri onun sıkıntılarla geçen mahkumiyet yılları mıdır?