Kadın konuştukça konuştu. Sonunda dedi ki; bu ülkenin gidişatını beğenmiyorum. Ben torunumun kürtaj olabilmesini istiyorum. Ben de dedim ki hanımefendi bence ülkenin gidişatı için endişenmemize gerek yok. Benim gördüğüm kadarıyla bu gidişat devam ederse kürtaj olabileceğinden şüphem yok. Hatta kürtaj olabilmekle kalmayıp sizi iğneyle öldürme hakkı da olacak.
Geçenlerde gazete okudum ve birkaç öğretmen otuzlu yıllarda ülke çapında birçok okula dağıtılan bir anket bulmuş. Ülkenin değişik yerlerinden gönderilip cevaplanmış ve doldurulmuş anket formları. Karşılaştıkları en büyük sorunlar diye sınıfta konuşmak ve koridorlarda koşmak gibi şeyler yazmışlar. Çiklet çiğneme. Ev ödevlerinde kopya. Bu tür şeyler. Doldurulmamış anket formlarından birini çoğaltıp yine aynı okullara göndermişler. Cevaplar gelmiş. Tecavüz, kundakçılık, cinayet. Uyuşturucu, intihar.
Altından bir yumurtaya benzeyen güneş, otomatik bir şekilde sunulan bir adak misali, adeta hayatımın sonuna kadar her sabah, her türlü hazzı feda edeceğim, kanlı kurban törenini her gün şafakta, günlük kederimin, kanayan yaramın tazelenmesini ciddiyetle kutlanmasını simgelercesine, yoğunlukta meydana gelen bir değişimin pıhtılaşma anında yol açacağı denge bozulmasıyla harekete geçmişçesine, resimlerdeki gibi iğne iğne alevlerle, bir süredir arkasında kıpır kıpır sahneye çıkıp ileri atılmayı beklediği hissedilen perdeyi tek sıçrayışta yırtarak içeri girdi ve perdenin esrarengiz, donuk bordosunu bir ışık seline boğdu.
"Bunlar nasıl cümleler be adam? Yazmak için mi doğdun sen?"
Pembe yüzlü, siyah saçları bir alev gibi kıvrılan garson, bu geniş alanda eskisi kadar hızlı hareket etmiyordu, çünkü artık komi değil, kısım şefiydi; buna rağmen, doğal hareketliliği nedeniyle, bazen uzakta, yemek salonunda, bazen daha yakında, ama dışarda, bahçede yemeyi tercih eden müşterilere servis yaparken, tıpkı koşan genç bir tanrının bazıları bir malikanenin aydınlık iç kısmına, bazıları da dışarda uzanan yeşil çimenlikte yaprakların altına, açık havanın altına yerleştirilmiş değişik heykelleri gibi, kah orada, kah burada göze çarpıyordu.