hayatım boyunca basit fikirli (verdiği selamları almaya bile tenezzül etmediğim basit fikirlilerin) insanların, dünyanın en güzel hazinesinin sahipleri olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu: Bu hazine, senden daha kötü durumda olanların karşısında kendi derdini unutmak, kendinden zayıf bir ruhun güçlenmesine yardım etmek için güçlü görünüp el uzatma becerisiydi. İnsanı hayvandan üstün kılan özellik budur arkadaşlar.
Güzellik, ona sahip olan bir kişiye hoşluk yaşatan bir nesne ya da şekildir. Aslında söz konusu nesne, güzel olduğu için ona sahip olana haz vermez, kendisine haz verdiği için onu güzel bulur...
"Televizyon, milyonlarca insanın aynı şakaya aynı anda gülmesini sağlayan, ama kendilerini yine de yalnız hissetmelerine neden olan bir eğlencedir." Çünkü kitle iletişimini sağlayan bu araçlar, insanlar arası iletişimin, yani gerçekliğimizin yerini almaya çalışıyorlar.
Sanırım, insanlar çoğu zaman mutluluk ile hazzı birbirine karıştırıp, kendilerine haz veren yaşantıları mutluluk diye adlandırıyorlar. Çünkü bana göre mutluluk bir durum değil, süreç; dış etkenlere doğrudan bağımlı olmayan, iç dünyamızın derinliklerinden gelen ve zaman zaman buluşabildiğimiz bir yaşantı.
Kendimizi bir diğer insanla ya da evrenle bir "bütün" olarak yaşayabildiğimiz, bazen de sadece yaşıyor olmanın bize sevinç verdiği anlarda, bir başka deyişle kendimizi ve dünyamızı gözlemlemekten özgürleşebildiğimiz zamanlarda bizi sarıveren bir duygu, ısmarlanması mümkün olmayan.
Ancak buna rağmen, zaman zaman yine de bizi memnun eden ya da bize haz veren yaşantılar için de "Mutlu oldum" ya da "Beni mutlu etti" gibi ifadeler kullanıyoruz, mutluluğun adını koyduğumuz an, onun zaten başka bir yaşantıya dönüşeceğini düşünemeden.
Bence aslolan, hangi şekilde olursa olsun, insanın, olabildiğince, kendisini kendi olarak hissedebileceği bir hayatı sürdürmeyi gerçekleştirebilmesi. Bir yandan da hayatın bir süreç olduğunu, kendimizi her an kendimiz olarak hissetmemizin mümkün olamayacağını, hayatın inişleri ve çıkışları olduğunu kabul ederek. Kendimize başarılı bir hayat ısmarlamaya çalışmanın, kendimizden vazgeçme tehlikesini de beraberinde getireceğinin idrakiyle.