Niçin ilk defa gördüğümüz bir peynirin evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?
Hani bir televizyonda çok sevdiğin bir filmi izlerken reklam arasının bitmesini sabırsızlıkla beklersin ya işte öyle bir kitaptı benim için. Keskin hatlarla köşeleri sivriltilmiş bir kitap olmadığı kanısındayım. Bazen bir olay anlatılırken insan bekliyor "ya artık hadi kanıtla kendini" ya da "şu yola girmelisin bence" vs. Jack London sağ olsun -diyeceğim ama vefat edeli çok olmuş- biraz sürüncemde bırakıyor. Olaylar arasında belirgin bağlı bir unsurun özellikle bastıra bastıra anlatıldığını göremedim. Belki de yazar Martin Eden'in ölümüne realistliğini tıpkı hayat gibi sunmuş gerçekten görmek isteyen okuyucuların bu bağları tam manasıyla idrak edebilme fırsatı sunmuştur.
Alıntılarla seni boğup spoiler süprüntüleri arasında bilmecenin parçalarını birleştirmeye çabalamakla uğraştırmak istemiyorum seni. İstersen alıntıladığım kısımları profilimde görebilirsin. Renkli cümlelerden çok içinde hayat barındıran pasajları aldım ve daha fazlası da var ama bir kısmını burada paylaşıyorum. Modern zamanlarda insanın zamanının ne kadar değerli olduğunu bilerekten seni de fazla sıkmadan sadede gelecek olursam bu kitap okunması gereken bir kitaptır.
Her okuyucunun bir kitabı her kitabın bir okuyucusu vardır derler, işte benim kendimle özleştirebileceğim bir roman karakteri oldu Martin Eden. Tavsiye edilir, kefil olunur... Martin Eden