“Aramakla bulunmaz ancak bulanlar hep arayanlardır” demiş arifler…Nezih Uzel de bir merakla düştüğü yollarda kendisini Mevleviliğin engin deryasında bulmuş. Nice güzel insanlarla hemhal olup, İstanbul’un manevi atmosferinin diri olduğu dönemlerde farklı tarikat ve meşrepten bir çok Allah dostuyla sohbet etmiş, onların huzur ikliminden hisseyab olmuş…Gazeteci kimliğinin verdiği tesirle de bunları yazıya aktarıp bizlere miras olarak bırakmış. Eski İstanbulu, Mevleviliğin yaşayan son çınarlarını, Konya’da müşahade ettiği güzellikleri anlattığı yazıların derlemesi olan bu eser meraklılarına tavsiyedir.
Ayrıca kayda alınmış Bektaşi nefesleri ve ilahiler de Davudî sesiyle ayrı bir ruh taşımaktadır.
youtu.be/TS5Rp-ToLxo?si=...youtu.be/_HeNQwmC8uM?si=...youtu.be/H7SFUJtL3co?si=...Bir Cumhuriyet MevlevîsiNezih Uzel1000Kitap
Tabiat fıtrattır … ondan uzaklaştıkça hakiki manada görmeye duymaya, hissetmeye olanak sağlayan özden kopuyor, ruhumuzu çoraklaştırarak beton yığınlarına çeviriyoruz tıpkı etrafımıza örmeye devam ettiğimiz duvarlar gibi…
Amerikan Yerlisi (Çeroki) bir çocuğun gözünden dağlarda yaşayan ve yerleşim yerlerinde kendini eğleyen insanları okuyoruz…
Hep var olan o küçümsemeler, bencillikler, hor görmeler, kibir, kısacası kalabalıkların içini çürüten hastalıklardan uzak; tabiatın diline ram olmuş, onunla sohbet eden, dost olan onunla uyuyan,hüzünlenen, sevinen bir dağlıyı? içimizde bir yerlerde onun gibi saf kalabilme hissini taşıyarak ne kadar anlamaya çalışsak da anlayamayacağımız aşikâr! Hele ki her şeyi vahşice tüketmeyi bir maharet bildiğimiz bu çağda!!!
Hikayenin bir başka dikkat çeken yanı; geleneğimizin de bir parçası olan dede ve ninelerin irfanî yönünü bizlere hatırlatıyor olması… pedagojik eğitimin kıyısından bile geçmemiş ama atalarından gördüğü geleneği-örfü nesillere aktarımındaki güzelliğe şahit olurken, günümüzde eğitim oranındaki artışa mukabil, değerler noktasında ters giden bazı şeyleri de tekrar sorgulamamıza vesile oluyor.
Küçük Ağaç'ın EğitimiForrest Carter
Göğe doğru yükselen yığınlar içinde fakat göklerle bağını koparan insan…
Zamana hükmetmek isterken zamanın içinde hapsolan ve mekanikleşen insan…
Gelip geçici mal mülk hırsıyla dünyayı parsel parsel sahiplenen ve bu hengamede debelenen insan…
Kendisine bahşedilen nimetleri göremeyecek kadar körleşip hep daha fazlasını elde etmek için beyhude çabalayan insan…
Evet teknolojinle makinelerinle göğü deldin geçtin, hayretler uyandırdın fakat halâ kalbinin sesini duyabilen, ruhunun derinliklerinde yaşayanlar için kocaman bir HİÇ’sin.
Çünkü sen beyaz adam( papalagi), göğü delerken kendi ruhunu da deldiğinin farkında değilsin!!
Göğü Delen AdamErich Scheurmann
Yekpare geniş bir anın parçalanmaz akışını adeta film şeridinde mühürleyerek beyaz perdeye yansıtan Rus yönetmen Tarkovski bir yönetmenden daha fazlasıdır aslında…
Tam bir derviş edasıyla sinema sanatının hakikate uzanan yolculuğuna seyircisini de dahil etmeyi hedefleyerek zorlu serüvenindeki deneyimlerini tüm samimiyetiyle okuyucularına aktarır.
Andrey Tarkovski sinema sanatının diğer sanatlarda olduğu gibi insanı mükemmelliğe ulaştıracak bir vasıta oluşunu savunur ve yüce idealler uğruna bu sanatını icra ettiğini ifade eder.
#k:135072da yazar, insanların mucizelere artık inancını yitirdiği manevi değerlerin unutulmaya yüz tuttuğu çağımızda; imgenin hakikatin sureti oluşunu vurgulayarak filmlerinde aksiyon, entrika gibi bir takım olayların örgüsüyle değil; insanın manevi temellerini oluşturan felsefesini, edebi ve kültürel geleneklerini besleyen ruh dünyasına seyahat etmeyi yeğlediğini belirtir, bu minvalde ortaya koyduğu filmlerinde insanları anlık heyecanlara ve eğlenceye değil derin bir tefekküre davet eder.
Başlıca Filmleri;
Nostalghia (1983)
Ivan'ın Çocukluğu (1962)
Kurban (1986)
Stalker (1979)
Ayna (1975)
Solaris (1972)
Andrey Rublyov (1966)
İnsanlık dışı bir işgalin acı gerçekleri, İsrailli profesör ve sosyal aktivist olan Ilan Pappe’nin kaleminden dökülüyor kitaptaki satırlara. Mümkün olduğunca objektif ve gerçekleri çarpıtmadan işgal sürecini ve toprakları gasp edilen Filistinlilerin mücadelesini kronolojik bir şekilde aktaran
yazar, Batı Şeria ve Gazze Şeridini adeta Panoptikonu andıran açık bir hapishane olarak nitelendiriyor. Yerleşimcilerin bölge halkını yerlerinden etmesi, evlerini köylerini yıkıp Filistin topraklarını planladıkları gibi parçalara ayırması ve hiçbir hukuki-insanî gerekçesi olmayan gasp etme sürecini açık ve net bir üslupla ele alıyor.
Dünyanın gözü önünde ama görmezden geldiği insanlık dışı bu muamelelerin halâ devam ediyor oluşu ise utanç vesikası olarak tarihi kayıtlarda yerini alıyor ve alacak… Mazlum Filistin halkının direniş mücadelesindeki kararlılığına gıpta eden yazar, soydaşlarının haksız işgaline kalemiyle başkaldırırken elbetteki devleti tarafından üstü örtülü aforozla payına düşeni alıyor.
Hasılı kelâm Ortadoğu coğrafyasında ve daha bir asır evvel bizlere ait olan topraklarda yaşananları yakından incelemek isteyenlere tavsiye edilir.
Yeryüzünün En Büyük HapishanesiIlan Pappé