Tertemiz çocuk ruhunu ilk defa olarak aydınlatmaya başlayan bir sezgiyle “yaşam”ın ne olduğunu düşünüyordu. Kimi zaman bizi sevindiren, kimi zaman ise acı veren, kölesi olduğumuz şu yaşam nasıl bir şeydi böyle?
‘Şimdi gidip arkadaşlarını bulacağım ve onlara, bunun doğru olup olmadığını soracağım,’ dedim oğluma. ‘Eğer seni haksız yere suçluyorlarsa, senden özür dilemelerini isteyeceğim. Ama eğer arkadaşlarının söyledikleri doğruysa, o zaman yandın! Çünkü senin baban, her zaman dürüst ve erdemli bir insan oldu ve oğlunun arkadaşlarına ihanet etmesini asla bağışlamaz,’ dedim. İşte buradayım. Sizden rica ediyorum; dürüstçe ve açık açık söyleyin; oğlum size ihanet etti mi? Söyleyin haydi!”
...Savaş, en büyük suç değil miydi, o daha dünyasına doymamış gencecik insanları zorla biribirlerini öldürmeye göndermek insan soyunun icat ettiği iğrenç, en alçak, insan soyuna hiç yakışmayan, insanı insanlıktan çıkaran en büyük bir suç değil midir?...
"Bu savaşlar bizi perişan etti. Korku bizim iliklerimize işlemiş. Ya köküne kadar, ölürcesine korkuyoruz ya da hiçbir seyi umursamıyoruz. Biz her şeyimizi, insanlığımızı yitirdik. Bu savaşlar neyimiz var, neyimiz yoksa hepsini aldı götürdü. Yüreğimiz çırılçıplak kaldı. Ölenlerimiz öldü, ölmeyenlerimiz de paramparça, liyme liyme. Çok şükür ki daha korkuyoruz. Onu yitirmedik. Ya onu da yitirseydik, korkuyu da!.."
....
Korktuklarından dolayı, insanca bir duyguyu, hiç olmazsa korkuyu yitirmediklerinden dolayı sevinç içindeydiler.