İnsanlığın saadete erebilmesi için; yeryüzünde yanlışın değil doğrunun, çirkinin değil güzelin, kötülüğün değil iyiliğin, zararlının değil faydalının, zulmün değil adaletin hâkim olması için bütün gücümüzle ve teşkilatlı olarak çalışmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde, sömürücü sermayenin ve rantiyecilerin her ay millete hizmet için toplanan vergileri, fakir fukaranın hakkını alıp götürmelerine seyirci kalmış oluruz. Yapılan zulme ve sömürüye farkında olmadan imkân vermiş, dolaylı olarak desteklemiş oluruz. Bu yüzden diyoruz ki: "Hakk'ın hâkimiyeti için çalışmamakla, bâtılın hâkimiyeti için çalışmak arasında fark yoktur."
Müslümanlar, esas gayeleri olan "i'lay-ı Kelimetullah"ı bırakıp, taht kavgalarına, iktidar ve saray entrikalarına başlayınca, ya da Allah'a ve insanlara karşı olan sorumluluklarını bir tarafa bırakıp, zevk ü sefay dalınca, düşmanları karşısında her gün yenilerek küçülmüşler ve nihayet İspanya tarihinden silinip yok olmuşlardır.