Eren

Eren
“Tanrı’nın bile gücü içinde değildir, ahlaksal olarak iyi bir insan yapmak (insanı ahlaksal olarak iyi kılmak): Bunu [insan] kendi kendine yapmak zorundadır.” IMMANUEL KANT
Bir psikolojinin bir siyasi ideolojinin, bir ahlaki ideolojinin veya bir felsefi ideolojinin yan ürünü olarak mümkün kılındığını ve bu yan ürünün iki yönlü bir karakter arz edebileceğini göstermek isterim: Ya onu üretmiş ideolojinin normatif bir patolojisi ya da onu üretmiş ideolojinin yansıtıcı temeli [ayna niteliğine sahip yapısı].
Sayfa 105 - Alfa Yayınları, Çev: Murat Erşen, İstanbul, 2021.
Reklam
Tebaanın (sujet), tabi olan kişiyi belirtmesi tesa- düf değildir, oysa klasik psikolojinin işlevinde özne (sujet) etkin olanı ifade eder. Kökeni açık- ça politik olan bir psikolojinin tüm paradoksunu yaratan, örneğin bu tersine dönmedir: Özne/ tebaa, bir düzene tabi olan, bir efendiye boyun eğen ve aynı zamanda psikolojide, kendi eylem- lerinin kaynağı olarak düşünülen kişidir. Bu, onun bir isnat öznesi olduğu, yani kendi eylemlerini, davranışını, tutumunu üçüncü bir tarafa haklı göstermesi gerektiği anlamına gelir. Ve bu özdeşimin üçüncü terimi olan egoya bakarsak, kendisinin bambaşka yapılarla, bambaşka bir sorunsalla bağlantılı ortaya çıktığını görürüz. Bilhassa on yedinci yüzyıldan itibaren gelişen tam anlamıyla felsefi bir sorunsalla, özneyi bir ego, yani bir hakikat öznesi, bir nesnellik öznesi olarak gösteren bir sorunsalla bağlantılıdır.
Sayfa 104 - Alfa Yayınları, Çev: Murat Erşen, İstanbul, 2021.
İster biyolojik olan formunda ya da anlam formunda bilinçdışının içselleştirilmesi, ister transandantal bir öznelarasılık formunda aşkınlığının tanınması söz konusu olsun, her iki durumda da karşımızda aynı yapıyı, öznenin gerçek yapısının, benin imgesel yapısına, yani aynı merkezlenmiş yapıya bağlı olmasına yol açan yapıyı buluruz.
Sayfa 102 - Alfa Yayınları, Çev: Murat Erşen, İstanbul, 2021.
Lacan'ın eleştirisinin asli teması şu şekilde ifade edilebilir: Eğer psikanalizi psikolojinin tipik yapısına indirgersek, bilinçdışının ne olduğunu artık anlamayız. Psikanalizi psikolojiye indirgemek istediğimiz andan itibaren, bilinçdışı, bilincin bir içi haline gelir; ya biyolojik bir "id", öznenin içindeki kavranamaz öznenin berisinde [kalan bir şeydir] ya da sadece yaşantılanmış ama gizli olan anlam, her zaman bilincin yönelimselliğinde deneyimlenen anlam tarafından alınan risk olan anlamsızlıktır (non-sens). Burada, öznenin ben merkezinde ele alınma- sının, yani öznenin yapısının "ego"nun imgesel yapısına tabiyetinin ölümcül yazgısı söz ko-nusudur ve böylelikle, bilinçdışının psikolojik özneye içkin hale gelmesi ölçüsünde, bilinçdı- şının onun aşkınlığı olan asli boyutu kaybolur: Bilinçdışı öznenin bir ötesi olarak arandığı, psikolojik öznenin ötesinde [bir şey] olarak dü- şünüldüğü ölçüde, bizzat Freud'un eserlerinde açık olan aşkınlık.
Sayfa 101 - Alfa Yayınları, Çev: Murat Erşen, İstanbul, 2021.
Rousseau'nun Hobbes eleştirisinin anlamı nedir? Rousseau, Hobbes'a ve genel olarak bütün doğal hak filozoflarına, sadece doğadan ibaret bir varlığı hayal ediyormuş gibi yaparken, gerçekte toplum durumundaki yapıların aynılarını doğa durumuna yansıttıklarını söyler. Bu düşünüler aslında onu soyutladıkları toplum durumunu düşünmek için zorunlu bütün kültürel özelliklerle donattıkları, kültürel olmayan bir varlığı tasvir ediyormuş gibi davranmışlardır. Rousseau'nun İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı Üzerine Söylev'inin girişinin anlamı budur. Ve Rousseau'nun eleştirisi, bugün hâlâ onaylayabileceğimiz bir hakikati ortaya çıkar- dığı için son derece derindir: Doğa filozoflarının doğadan topluma geçişte tasavvur ettiği şey basitçe, toplum-olmayan biçiminde düşünülen toplumun varoluşunun imkânının koşullarıdır. Doğa durumundaki insan olarak tasavvur edi- len özne, gerçekte, toplum dünyasının bir öz- nesine, yani kültürel bir özneye ait olan nüve halinde veya gelişmiş tüm niteliklerle donatılmış olarak temsil edilir. Şüphesiz bu yüzden, ikinci Söylev'de Rousseau'nun düşüncesinde gerçekleşen önemli bir devrim tam da doğadan topluma geçiş sorununu birey açısından değil tür açısından düşünmektir: Condillac'ın yaptığı gibi belirli bir bireyin neye dönüştüğünü, onun nasıl gelişebileceğini sormak yerine, toplumun gelişimini toplumsal bir fenomen olarak kavra- mak. Yani, kültürün ya da toplumun kendi kül- türel oluşunu daima öncelediğini, toplumun her zaman kendisinden önce geldiğini düşünmek.
Sayfa 90 - Alfa Yayınları, Çev: Murat Erşen, İstanbul, 2021.
Reklam