Bir kitap beni öylesine sıkmıştı ki, bu kitabın kötü olduğundan değil, üstümde bıraktığı garip bir hissizlik, üstüne düşünememe.. ya ben ona hazır değildim, ya da kaçtım bilmiyorum. 1 ay boyunca o kitapla gezmek ve eziyete dönüşen birlikteliğe son vermeye karar vermemle beraber, Kendime kısa ama güzel kitaplar araştırırken karşıma çıkan bir yazar Sevgi Soysal. Yazar hakkında tek bildiğim 40 yaşında ölmüş olması. Benim içinde bu kadarı yeterli. Tante Rosa okuduğum ilk Sevgi Soysal kitabı. Ardından Tutkulu Perçem, yazarın ilk kitabını okudum. Bu kitap yazarın kendi anlamlandırmalarını içeren biraz da hissediş kitabı, bana Aslı Erdoğan’ın Hayatın sessizliğinde isimli kitabını anımsattı. Okuduğum dönemlerde; duygu yoğunluğum yazarın duygularıyla örtüştüğü bir dönemdi ve etkilendiğimi inkar edemem.. Aynı etkilenmeyi sanırım Tutkulu Perçem’de hissetmedim en azından o hüzünle sarmalanmış derinliği.. Yazarın kendine has şiirsel dili, Bazen yorduğunu bazen cümleleri anlamlandırmakta zorlandığım doğrudur. Belki de yazarın garip güçlü yanı yazılarına da yansımasından olabilir. Şu bir gerçek ki yazar; yaşanmışlıkları trajediye çevirmekten hoşlanmıyor. En azından bende bıraktığı izlenim ve saygı uyandıran yönü. Kendine dair imgeleriyle birazda kendisi için yazdığı bir eser. Siz ne anlarsanız anlayın der gibi :) Tante Rosa ise; Yazarın ilk kitabına göre düşünmeye yönelik kurguladığı bir kahraman. Kadın ve kadın hallerine dair. Okuduğum bir çok kadın eksenli kitaba nazaran asla yenilmiş bir kadın değil o. Okur genelde kadın yazarların sistem içinde ki kültürel, toplumsal dayatmaları vs vs içinde kıvrandığını, çektiği sancıları görmekten zevk duyar. Hele kadınlar cidden bundan garip bir haz alıyor. Zerrelerimize kadar işlemiş her ne kadar aksini iddia etsekte acı çeken kadınlardan ya