"Aralarında insan elinin dokunmadığı, hiçbir hayvanın üzerine basmadığı bir mezar da vardır: Yalnızca kuşlar konar üzerine, şafak vakti şarkılarını söylerler. Demir bir parmaklıkla çevrilidir bu mezar, ayakucuyla başucunda birer çam ağacı vardır: Yevgeniy Bazarov orada yatmaktadır. Yakındaki küçük köyden tiridi çıkmış iki ihtiyar... bir karı koca gelir ona sık sık. Birbirlerine destek olarak yavaş yavaş yürür, demir parmaklığa yaklaşıp yere diz çökerler, uzun uzun ağlar, altında oğullarının yattığı dilsiz mezar taşına gözlerini ayırmadan, uzun uzun bakarlar. Bir iki sözcük ederler aralarında, mezar taşının üzerindeki tozu temizlerler, çam ağacının dalını düzeltirler; sonra tekrar dua eder, oğullarına, onun anılarına en yakın oldukları bu yerden uzun süre ayrılamazlar... Boşuna mıdır dersiniz onların ettikleri dualar? Sevgi, kutsal ve sadık sevgi her şeye kadir değil midir? Ah, evet! Bu mezarda ne denli tutkulu, günahkâr, isyankâr bir yürek yatıyor olursa olsun, üzerinde yetişen çiçekler gene de masum gözleriyle uysal, sakin bakar bize: Yalnızca ebedi huzurdan, doğanın “kayıtsız”, büyük huzurundan değil; ölümsüz barıştan, sonsuz yaşamdan da söz ederler..."
İvan Turgenyev - Babalar ve Oğullar
Bak, şu saman yığınının yanında uzanmış yatıyorum. İşgal ettiğim yer öylesine küçücük, evrende bulunmadığım ve umurunda bile olmadığım alanın yanında öylesine ufacık, yok sayılacak kadar küçük ki...ve yaşayacağım zaman dilimi benim bulunmadığım ve bulunmayacağım sonsuz zamanın yanında öylesine az ki... Oysa bu atomun, bu matematiksel noktanın içinde kan dolaşıyor, bir beyin çalışıyor, birtakım istekleri var... Ne kepazelik! Ne saçmalık!