Albert Camus’nun Düşüş adlı eseri, modern insanın vicdan, suçluluk ve ikiyüzlülük sorunlarını merkezine alan felsefi bir romandır. Roman, Jean-Baptiste Clamence’in bir yabancıya yaptığı uzun anlatı üzerinden ilerler ve bu anlatı zamanla bir iç hesaplaşmaya dönüşür.
Clamence, bir kadının intiharına sessiz kalmasıyla kendini “iyi insan” olarak görme düşüncesini kaybeder. Camus, burada insanın yalnızca yaptıklarından değil, yapmadıklarından da sorumlu olduğunu vurgular. Clamence suçluluğunu kabullenmek yerine herkesi suçlu ilan ederek kendini rahatlatır; böylece hem itiraf eden hem de yargılayan bir figüre dönüşür.
Düşüş, Tanrısız bir dünyada ahlakın, özgürlüğün ve sorumluluğun nasıl ağır bir yük hâline geldiğini sorgular. Camus’nun vermek istediği temel mesaj, asıl çöküşün hata yapmak değil, o hatayla dürüstçe yüzleşememek olduğudur.