Sevgili Hannah !
Aşk neden bütün diğer insani hasletlerden daha yüce ve daha dûçâr olanlar için böylesine tatlı bir yük ? Sevdiğimiz şeye dönüşüyor, yine de kendimi kalmaya devam ediyoruz. Bunun için sevgiliye teşekkür etmek istiyor, ancak buna yetecek hiç bir şey bulamıyoruz.
Sadece kendimizle teşekkür edebiliriz ona. Aşk, minneti kendine sadakat duygusuna ve diğerlerine kayıtsız şartsız itimada çevirir. Böylece kendi sırrını sürekli yükseltir.Yakınlık, burada yekdiğerine en büyük uzaklık olmaktır.Hiç bir şeyi perdelemeyen, bilakis '' Seni '' bir ilhamın şeffaf, fakat kavranılmaz sadece şuradalığına ikame eden uzaklık..
Yüreğin baş edemediği, birinin varlığının bir kez ömrümüze doğmuş olmasıdır,İnsanın kaderi, insanın kaderine teslim olur, Saf aşkın ödevi, bu teslimieti diri tutmaktır. Tıpkı ilk günkü gibi ..
Konu mektuplar olunca ve Aşka dair kırıntılar varsa kendimi kitabın içinde kaybediyorum bu naçizane itirafım dır , İnsan kendi içindeki duygu yoksunluklarını sorgularken , duygu selini gördüğünde ruhunu, aklını, kalbini, ne varsa kendine dair sorgusuzca sele bıraktığı aşikar , en azından kendi adıma böyle , Kitabı okumamda ki en ilginç nedense Heidegger ve Arendt in öğretmen öğrenci ilişkisi oluşudur , Felsefi aşk diye bir kavram varsa bu ikisi arasında geçen diyaloglardan oluşmuştur diyebilirim , Keyifli okumalar ,
Yüzümü ve anılarımı çıkaracak kadar güneşi yoktu yazların
Ağır ve nazlı, ben sizi develer tellal değilkende sevdiydim
Var ettinizdi beni
Hem de yok ettinizdi