Dilara

İsyanımızı aksi istikamete de yöneltebiliriz; burada isyanımız, Allahsız insanın isyanına karşı, Stirner'in anarşizmine, Rousseau'nun sakat, meflûç ferdiyetçiliğine, Schopenhauer'ın neticesiz kötümserliğine karşı olacaktır. Böylece, hem sosyal uysallığın, hem anarşist ferdiyetçiliğin; hem toplumun ve hem de Allahsız ferdin üstüne yükseleceğiz. Allahsız ferdiyetçilikten, tabiat âleminde Allah'ın hareketini gerçekleştirmeğe yönelen bir şahsiyetçiliğe (personnalisme) yükseleceğiz. Bu gaye için, Hallâc gibi bir Müslüman mistiğinin isyanı-lna bağlanacağız ki, bu insan-Allah'ın veya Allah'ın insanda isyanıdır ve onunla birlikte biz de "ben hakikatim" veya "ben Hakk'ım"-"ene'l Hakk" sözünü tasdik edeceğiz.
Sayfa 211
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Özetle, ortaya koymak istediğimiz şey, bir yandan "estet"in, sanatla uğraşanın, kendi kendisine yetmediği, bir başka hayata, dini hayata can attığı, sanatın da bir fantezi, bir hayal oyunu olmak şöyle dursun bir selâmet, bir kurtuluş arayı şından ibaret olduğudur. Sanatkâr da kendi tarzında bir çile doldurucudur, hatta en dindışı sayılan şeylerle oynayan, hem kendisi (nefsi) hakkında muayyen bir bilgiyi, hem de Allah hakkında mükemmel olmayan bir bilgiyi araştıran bir çeşit çile doldurucu. Diğer yandan bizim tezimiz (iddiamız), inançlarımızdan doğmuş bir iman olarak addedilen sanatın, kendi bilgilerimizin uzantısından başka bir şey olmadığını kabul etmekten ibarettir. Bundan dolayı, estetik meselesi, sıkı sıkıya ve esas itibariyle bilgi problemine bağlıdır.
Sayfa 196
Taklit, ruh dünyasına bir mûcize gibi girer, toplumu ve medeniyeti o meydana getirir. Aynı zamanda, insanın evrensel olmasını, iradesini ruhlarda ebediyete kadar devam ettirebilmesini sağlar. İnancın evrensel yaygınlığı, ancak taklit yoluyla mümkündür. Gerçekte, taklit edilen şey bir inançtır. "Taklidi yapılan şey" diyor G. Tarde, "daima bir fikir veya bir dilek, bir hüküm veya bir niyettir; belirli bir ölçüde inanç ve arzu ifadesini bu şeyde bulur.
Sayfa 163
Eğer inanç iletilebilir olmasaydı ve doğduğu fertte ebediyen kapalı kalsaydı ne insan toplumu olurdu, ne de medeniyet. Bütün insanlığımız, inanabilme yeteneğine sahip birkaç ferdin tarihinden ibaret olacaktı. İnsanlığın, kendiliğinden inanç sahibi olamayan kısmı, bu takdirde başkalarınca ne tanınmak ne de anlaşılmaksızın, kendi inançlarını bizatihi ve sırf kendileri için yaşayacak olan "değer yaratıcıları" tarafından neredeyse fark edilmeden kalacaklardı.
Sayfa 163
Düşünme şeklim, görüş tarzım, tamamiyle şahsıma aittir: Onlarla beni meşgul eden, yine kendi benliğimdir. Şayet iradem doğru ise, kararlı bir şekilde şüphesiz hakikat zekâma gözükecektir. İyiliğe yönelmişse, Aksine irademi iyi kullanmazsam, sadece zekâ ile yaşamak iddiasında bulunursam, muhakkak ki bu şekilde kazanacağım her şey, soyutlamalar boşluğundaki birkaç inceliği harekete geçirme gayretkeşliğinden başka bir maharet olmayacaktır. Böyle olunca, "kendi inancına karşı baskın çıkacak" her sahte bilimi tasfiye etmek, ona kolay olacaktır.
Sayfa 154