Özetle, ortaya koymak istediğimiz şey, bir yandan "estet"in, sanatla uğraşanın, kendi kendisine yetmediği, bir başka hayata, dini hayata can attığı, sanatın da bir fantezi, bir hayal oyunu olmak şöyle dursun bir selâmet, bir kurtuluş arayı şından ibaret olduğudur. Sanatkâr da kendi tarzında bir çile doldurucudur, hatta en dindışı sayılan şeylerle oynayan, hem kendisi (nefsi) hakkında muayyen bir bilgiyi, hem de Allah hakkında mükemmel olmayan bir bilgiyi araştıran bir çeşit çile doldurucu. Diğer yandan bizim tezimiz (iddiamız), inançlarımızdan doğmuş bir iman olarak addedilen sanatın, kendi bilgilerimizin uzantısından başka bir şey olmadığını kabul etmekten ibarettir. Bundan dolayı, estetik meselesi, sıkı sıkıya ve esas itibariyle bilgi problemine bağlıdır.