Dilara

Vücuttaki mikroplar gibi asalak olarak faydalanmak üzere bir gün bu topraklara gelen yabancılar, kendilerine ait olmayan bu eserden asla sorumlu olmadıkları için onu çöküntü ve yıkıma götürmüşlerdir. İşte böylece, eski medeniyetler hep aynı tarzda yıkılmışlardır. Hep yabancı müdahalelerle yıkılan Mısır, Mezopotamya ve Grek medeniyetlerinin yıkılış sebebi, şayet derinlemesine araştırılacak olursa bu medeniyetleri kuranların şuurlarındaki sorumluluk duygusunun yok olmasıdır. Bu medeniyetler, kendilerine ait olan bu eserleri daima canlı tutmak isteyen fertlerin içsel merak ve endişesi sayesinde ayakta duruyordu.
Sayfa 125
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Doğrusunu söylemek gerekirse, kötülük iradesi yoktur. Ahlâksızlık, iradi hareketin yok edilmesi, kişinin kendi kendini inkârıdır. Gerçi, tam anlamıyla kendine sahip olmak imkânsızdır, denilecek. Bir yandan atalarımız bizi bulunduğumuz hâle hazırladılar, öte yandan eğitim bizi şekillendirdi, ve nihayet sosyal hayat bizi baskı altına aldı. Demek ki gerçekte, tam ve hakikî benlik yoktur. Benlik denilen şey, bir karışımdır veya her türlü etkinin bir sonucudur. Ve fert, başkalarından köklü bir şekilde ayrılmaz. Gerçekte ilk bakışta gözlenen şey budur, fakat ferdin ideali asla bu saf ve sade gözleme kendini uydurmak değildir. Aksine onun ideali, ataların ve toplumun hareketinden kendine bir sorumluluk payı çıkarmaktır. Atalarımız bizden sorumlu değildirler, belki yarattıkları eserin mirasçısı olduğumuz için ataların hareketlerinden sorumlu olan, olmak isteyen bizleriz.
Sayfa 123
Acının pasifliğine katlanış hür ve yaratıcıdır. Acı bize kendisini organik unsurlarla karışmış olarak gösterir. Organik bağlantısı olmayan acı yoktur. Bu bizim, bütün canlı vücuttan, canlı hücreden ve vücudun iç organlarından aldığımız bir izlenimdir. Bu, canlı hayatla vücut kazanan benliğin, hissedilen olaylara karşı koymasıdır. Demek oluyor ki ıstırap, şuurda bütün canlı vücuttan sızarak hürriyeti müjdeleyen bir mücadeledir. Hareket, bu mücadeleden zaferle çıkacaktır.
Sayfa 121
Diğer insanların gözlerine örtülü duran bu gerçeklik ile alışkanlık, ona sahip olan kimseye bir üstünlük duygusu telkin eder. Sezgi sahibi kişi, kendisinin bir imtiyazlı, bir sırra ermiş ve aydın olduğunu hisseder. Gerçekte, sezginin aydınlığı, onun duyulara bağlı bir derûnî aydınlanma olmasından ileri gelmektedir. Burada derûnî aydınlanma, ruhun saflığı ve hürlüğü, kazanılmış alışkanlıklarından sıyrılması, hayatın menfaatlerinden ve etkilerinden kurtulması ve nihayet düşün cenin varsayımlarından, akıl yürütme öncüllerinden arınması anlamına gelmektedir.
Sayfa 135
Harekete nispetle düşünce, tahlil çanağının dibinde kalan tortu gibi bir şey midir? Yoksa gerçekleşen hareket üzerine bir yeniden dönüş veyahut da hareketin bir kontrolü müdür?
Sayfa 131